20 Temmuz 2011 Çarşamba

Bu Maceranın Sonu

 
 
Vıdı vıdı vıdı…e bir yere kadar dostlar…Kendi vıdımdan ben bile sıkılınca e hadi gari dedim, harekete geçme zamanı
 
Aslında anlaşılan o ki ben zaten uzun zaman önce içimde de aklımda da pek çok şeyi bitirmiş, yerli yerine oturtmuşum. O yüzden fişi çekmek pek de koymadı bana…
 
Pazartesi sabahı, sabahın köründe bir dizi görüşme yaptım fabrikada. Ve 4 yıldır çalıştığım, o kadar emek verdiğim şirketimden istifa ettim. Sonrası zelzele. Çünkü sanırım kimse bunu yapabileceğimi düşünmemiş. Metin destek olmasaydı yapamazdım da aslında…
 
2 gündür beni koridorda gören kolumdan çekip bir toplantı odasına çekiyor başlıyor olayın detaylarını almaya..Neden gidiyorsun, ne oldu, şimdi ne yapacaksın, iş buldun mu, gitme yaaaa ?????
 
Neden gidiyorsun ve ne oldu soruları kolay…Yeni gelen direktör hakettiğim terfimi vermedi, şirketteki kariyer yolum uzun süreliğine kapandı, eh sadece para için de daha fazla bu zahmeti çekmek, çocuklarıma istediğim gibi anne olamadan yaşayıp gitmek istemiyorum filan gibi bir yığın geçerli gerekçem var.
 
Şimdi ne yapacaksın? Valla şekerim diyorum, bir süre tatil yapacağım, çocuklarımla zaman geçireceğim, kafamı dinleyeceğim. O yüzden de iş filan aramadım, yeteri kadar dinlenip kendime zaman ayırıp düşüncelerimin bir yola girmesini bekledikten sonra da yapacağım elbet birşeyler. Ben bir şey yapmadan duramıyorum ki. Kafamdan sürekli bin türlü proje geçer benim...Bulurum bir şey Allah kısmet ederse…
 
Dün herkese bu açıklamayı yapmaktan kafam aptala döndü..Saatlerce..Biliyorum bugün de devam edecek. Meğer ben ne kadar seviliyormuşum işyerimde..Ama ne içimi rahatlatıyor biliyor musunuz? Kiminle konuşsam, İnsan Kaynakları Müdürü dahil, bana "haklısın, çok haklısın" diyor…Pek çoğu " ben olsam ben de aynısını yapardım" diyor. Çünkü benim olayım sadece yorulmak, çalışmayı istememek değil. Farklı biraz…Ben kararımı aylar öncesinden verdiğim için bu süre içinde iş devirlerimi yaptım el altından, yeni atananlar gelsin, işlerine alışsın diye bekledim. Benden sonrası tufan olmasın istedim. Bu profesyonelliğim de ayrıca takdir gördü tabii ama sonuçta tazminat gene de vermiyorlar. Ben de istemiyorum. Bir de onun için uğraşamayacağım.
 
Bundan sonra ne yapacağımı, kafamdaki düşünceleri sizlerle sonra paylaşırım. Şu anda düşüncelerimi toparlayıp sıraya sokamıyorum.
 
Bu arada 31 Temmuz'a kadar buradayım. Ve biliyorsunuz işyerimden post atabiliyorum ama yorum veya yorumlara cevap yazamıyorum. O yüzden artık işten ayrılınca yorumlarınıza cevap yazacağım. Tek tek…Söz…
 
Öptüm kocaman
 
 
 

14 Temmuz 2011 Perşembe

Yenilenmek Zamanı

 
 
İnsan en cesur varlıktır derler…Öleceğini bilerek yaşayan tek canlıdır.
 
Evrenin saatine göre bir göz kırpmalık zamana insan koca bir ömür sığdırır. Koskoca zaman boyutunda minicik bir zerre olan ömrü boyunca insan doğar, büyür, hayaller kurar, yuva kurar, çoğalır, çalışır, yaşlanır ve ölür. Allah herkese böylesini nasip etsin.
 
Ama aynı zamanda tuhaf bir yaratıktır insan…Çocukluğunu hayal kurmakla geçirir, gençliğini bu hayalleri gerçekleştirmeye çalışmakla…Ama enteresandır, sonuçta gerçekleşmiş hayalleri onu mutlu edeceğine çoğu zaman yerini doyumsuzluğa, anlamsız bir tatminsizliğe bırakır.
 
Gerçekleşmemiş hayaller ise hayalkırıklıkları ve uçsuz bucaksız keşkeler olarak yer eder içine. Gerçekleştiremediği her hayali insanın zihninde daha da büyür ve o hayale öylesine aşık olur ki insan, günün birinde o hayalin kendisi bile yerini tutamaz olur.
 
Benim de bir sürü hayalim vardı.Gerçekleşen hayallerim arasından sanırım sadece aşık olduğum adamla evlenip sağlıklı güzel çocuklarımın olması beni sonsuz derecede mutlu etti. Bu konuda ettiğim tek dua bunun daim olması, Allah'ın onları bana bağışlamasıdır.
 
Ama gerçekleşip de beni artık mutlu etmeyen hayallerim de oldu. Üniversiteyi bitirdiğimde hayalim en büyük şirketlerde çalışmak, yönetici filan olabilmekti. Şansıma dünya devi 3 firmada çalıştım, 4 senedir de büyük bir şirkette küçük bir departman yöneticisiyim.
 
İlk başlarda pek bir mutluydum, yıllarca çalışıp hayalini kurduğum şeye sahip olmuştum. Ama zamanla bu heyecanım da işin tekdüzeliğine yenildi. Artık ne yaptığım iş bana heyecan vermeye başladı ne de çalıştığım yer. Her günüm aynı konuları konuşmak, aynı insanlarla toplantı yapmak ve de sonu gelmez strese ve de uzun yola göğüs germekle geçiyor. İşin içine bir de çalıştığım yerdeki kişiler arası ilişkilerin yarattığı gereksiz gerilim de karışınca durum iyice tadından yenmez bir boyuta geliyor. Çocuklarıma gönlümce annelik yapamayışımın vurduğu darbeyi söylemiyorum bile…
 
Ve geçen zaman içinde aslında en başından yanlış seçim yaptığımı, aslında mühendis olmamam gerektiğini farkettim. Ben çok daha sosyal bir iş yapmalıydım. Uzun süre oyaladım kendimi, yaşım olmuş 34 dedim, bu saatten sonra ne farkeder dedim.
 
Ama sonra düşündüm, 7-8 sene mühendis olabilmek için çalıştım, 14 yıldır da mühendisim. Bu hayalim gerçekleşti çok şükür. O zaman şimdi yeni hedeflerin zamanı…Metin zaten bana en başından beri söyleyip duruyordu, destekliyordu.
 
Ortalama insan ömrünü 80 yıl kabul edersek 35 yaş hala hayatımın baharı sayılır, değil mi? O zaman vaktim var demektir sanırım. Allah ömür verirse inşallah…Ve hayat, insanın sevmediği bir işi sevmediği bir yerde çalışarak yapması için gerçekten çok kısa...
 
Dostlarım size bir sır vereyim ama sakın kimseye söylemeyin: Sanırım ben istifa edeceğim. Bir süreliğine, yeni hedefim için rotamı çizene kadar... Ve hedefim kesinlikle bir fabrikada 10 saat çalışmak için evden 13 saat uzak kalmak değil…Ben çocuklarıma zaman ayırabileceğim kadar bana zaman bırakan, ama yoğunluğuyla da beni doyuran bir iş istiyorum….Ha yapabilirim yapamam o ayrı..ama en azından deneyeceğim.
 
Bana şans dileyin, hakkımızda hayırlısı olması için siz de dua edin bizim için...
 
Öptüm sizi….
 

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Bilerek Kaçırdığım Rüzgar

 
Yıl: 1989
 
Yer: İzmir
 
Kendimi yetişkin bir genç kız zannettiğim en salak taze ergen dönemlerim…Hani şu hayallere daldığımız, film artistlerine aşık olduğumuz, saçlarımızın önünü tifterek kabartıp krepe yaptığımız en sorumsuz yıllar…
 
Eğer 80 kuşağıysanız hatırlarsınız, o yıllarda kasetçiler vardı özellikle okul önlerine konuşlanmış. Ben de müdavimlerindenim. Yerlilerden sadece Sezen Aksu, yabancılardan ise kulağıma hoş gelen herkesi dinlediğim yıllardı. Sezen Aksu döne döne dinlediğimiz, hala duyduğumda içimi tatlı bir burukluk kaplayan Sezen Aksu '88 kasedini yeni çıkarmış.
 
O günlere rastlar Bon Jovi ile tanışmam. İlk albümü New Jersey'i bir deneyeyim diye almıştım. O oldu…Sonraki uzun yıllar boyunca dinlediğim herkesi onunla kıyaslar oldum. Her albümünü ezberledim. Hele Young Guns ve Blaze of Glory benim bittiğim şarkılardı.
 
Hep derdim ki birgün Türkiye'ye gelirse kesinlikle konserine gideceğim….Artık permalı uzun saçları olmasa da, Bad Medicine söylemese de, Santa Fe'de kendimden geçmesem de…Konserine gidip yine sanki 15 yaşındaymışım gibi kendimden geçeceğim derdim...
 
Geldi…
 
Gitmedim…
 
Eşim dedi ki "sen git, ben çocuklara bakarım"
 
Allah'ım bulunmaz fırsat aslında…Ama şu yerleşik toplumsal kurallar içime işlemiş bir kere…" Aaa…olur mu? Ne işim var evli barklı çoluk çocuk sahibi bir kadın olarak tek başıma rock konserinde" dedim. Metin kısaca " saçmalama" dedi…Biliyor Bon Jovi'ye olan hayranlığımı…kıyamadı bana, git dedi.
 
Ya, ne bileyim, içime sindiremedim tek başıma gece gece rock konserine gitmeyi…Yemedi kısaca, biraz korktum…Demek ki yaşlanmaya başlıyorum. Önceden olsa kim tutardı beni….
 
Sonra bilet fiyatlarını bahane ettim kendime..Alınamayacak kadar pahalı değiller ama mazeret bulmam lazım ya…Dedim ki 1 bilet bizim çocukların 1 haftalık yaz okulu parasından fazla…
 
Yani kısacası yıllarca gitmek için ölüp bittiğim konsere bin türlü bahane uydurarak gitmedim. Ve bir daha yakalayamayacağım bir fırsatı da böylece kaçırmış oldum…
 
Belki de Bon Jovi'yi sahnede canlı olarak görürsem benim beraber büyüdüğüm Bon Jovi'yi bulamayacağımışündüm. Kısa saçları, hafif seyrelmiş tepesi ve de gözlerinin kenarında başlayan kırışıklıklar zihnimdeki imajını yıkar diye mi gitmedim acaba? Ya da bana tekrar 35 yaşında olduğumu mu hatırlatır?
 
Neyse, duyduğum kadarıyla Jon da ne konserine gitmedim diye depresyona girmiş, bir daha gelmeyecekmiş Türkiye'ye...
 

8 Temmuz 2011 Cuma

Masal Masal İçinde


Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken….

Çoook uzak bir ülkenin çook uzak bir köyünde bir anne, bir baba ve iki çocuğu yeşilliklere bakan güzel bir evde yaşarlarmış. Anne ile baba hergün sabah erkenden kalkar, yemek bulmak için ormana giderlermiş. İsterlermiş ki çocuklarının herşeyi tam olsun, yemek sıkıntısı çekmesinler. Onlar ormandayken de küçük kız ve de oğlan okula giderlermiş.

Anne aslında çok üzülürmüş bu duruma. Yemek bulmak için ormanda sabahtan akşama kadar ayılarla, tilkilerle, kurtlarla, kötü cadılarla cebelleşirken çocuklarından uzak kalmak içini burkarmış ama bilirmiş ki şimdi girmezse bu ormana, yaşlandıklarında herkes şöminesinin başında otururken o ormana gitmek zorunda kalabilirmiş.

Aylar geçmiş, yağmurlar yağmış, karlar erimiş, güneş açmış yaz gelmiş. Çocukların okulları kapanmış. Zaten anne ile baba da bütün sene çok çalışıp yorulmuşlar, herkesin iyi bir tatile ihtiyacı varmış. Anne ile baba sadece 1 haftacık izin yapabileceklermiş. Almışlar çocuklarını 1 haftalığına güneye, sıcak bir iklime gitmişler. Gittikleri tatil köyünde çok eğlenmişler, her akşam başka bir ülke restoranında yemek yemişler, Rum Tavernası'na, Meksika Lokantası'na gitmişler, denize girmişler, havuzda yüzmüşler, akşamları lunaparka gitmişler.

Ve hatta anne, babanın ısrarına dayanamamış ve küçük kızıyla paraşüt bile yapmış. Bir motora bağlı paraşütle göklere çıkmış kızıyla…Anne kızına bir şey olacak korkusundan ağzı yırtılırcasına, sesi kısılırcasına çığlıklar atarken, küçük kız son derece sakinmiş. Sanki paraşütün tepesinde doğup büyümüş gibi bir de annesini sakinleştirmeye çalışıyormuş.

Oğlan ise pek tatlıymış tatlı olmasına ama bademcik ameliyatından sonra açılan iştahını sosisli sandviçlerle bastırmaya başlamış. Sanıyormuş ki insanoğlu türünün devamlılığını sosisli sandviçe borçlu. Oğullarının kendi arzusuyla birşeyler yediğini gören anne ile baba bu duruma itiraz etmemişler. Ne de olsa tatildeymişler ve de oğullarının iştahı açılmış sonunda diye şükretmekteymişler.

1 haftalık tatil göz açıp kapayıncaya kadar bitmiş ve dönmüşler evlerine…Yaz tatilini torunlarıyla birlikte geçirmek üzere hoplaya zıplaya gelen dedeleriyle birlikte çocuklar iyi vakit geçirirken anne ile baba yine dönmüşler ormana…Ve anne yine girmiş her zamanki psikozlarına…Söz vermiş kendine, yarı emeklilik hakkını kazanınca yani 1,5 sene sonra ayrılacakmış işten, anneliğine doymaya çalışacakmış...Dua etmekteymiş o günleri sağ salim görsünler diye...

Gökten 5 elma düşmüş..4'ü neşeli haneye, 1'i de bu masali okuyan ferah yüreklere…