Bizim Zamanımızda...

Ben de bazen kullanıyorum bu cümleyi, sanki 70 yaşındaymışım gibi…zaman çok değişti çoookk…nerede bizim gençliğimiz nerede şimdiki gençlik…bizim zamanımızda böyle miydi hayat ?  Falan filan..ha bire atıp tutuyoruz da bir bakalım mı neler nasıl değişmiş? Benim hatırladığım kısımla başlayalım isterseniz…1976 ve sonrası ile..
Dizi film fanatikliği:
Bir laf vardır ki bence doğruluk payı vardır : Sadakat dediğiniz şey aslında fırsat yokluğudur.

Bunu televizyona uyarlarsak eğer, biz çocukken sadece TRT1 vardı. Bir tanecik kanalda artık ne gösteriliyorsa herkes onu seyrederdi. Bazen tarlalardan kımıl zararlısının nasıl temizleneceği, bazen yeşil mercimeğin ne kadar faydalı olduğu, bazen İcraatın İçinden….Eh arada dizi filmler olduğunda da insanlar ekrana yapışırlardı. Evet bu her akşam olmadığı için o zamanlar akşam oturmaları, iade-i ziyaretler gibi sosyalleşmeler daha sık yaşanırdı. İş-güç de şimdiki gibi insanları bitirmediğinden olacak enerji durumu müsait olurdu giyinip kuşanıp komşuya oturmaya gitmeye…Eğer o zamanlar TRT de her akşam bir dizi yayınlasaydı bu derece sosyalleşme olur muydu bilemiyorum.

O zaman da insanların yayınlanan sınırlı sayıdaki dizilere nasıl bağlandıklarını hatırlıyorum.

Bir Kaçak varmış ki o yayınlandığında hayat dururmuş. Dallas başladı mı muhabbeti 3 gün sürerdi, hayal meyal hatırlıyorum. Çocuk oyunlarımızda şarkısı bile vardı, ellerimizi çırparak söylerdik
 " Bobby camdan atladı, apandisti patladı, bunu gören Pamela üzüntüden ağladıı"  şeklinde melodik ve aptal bir şarkıydı…Kunta Kinte, Köle Isaura, Şahin Tepesi, Flamingo Yolu, Charlie'nin Melekleri filan da sağlam reytingli dizilerdendi…

Ama tabii ki kanallar çoğalıp alternatifler arttıkça millet olarak kurgulanmış yaşamları seyretmeyi kendi hayatımızı yaşamaya tercih eder olduk…

 Oyuncaklar:
Bu konuda yazı bile yazdım bloguma…İç geçirerekten aaahh ah nerede o eski oyuncaklar dedim. Dedim de yine söylüyorum biz çocukken bu derece oyuncak çeşidi olmadığı için elimizdeki sınırlı sayıda oyuncaktan maksimum verimi almaya çalışırdık. Bu da yaratıcılığı beraberinde getirirdi. Eh 80'lerde çizgi film olayı da çok çeşitli olmadığı için öööyle televizyonun karşısında 6 saat filan oturamıyorduk tabii... Eğer o zamanlar bizim de elimizde şimdiki gibi sınırsız seçenek ve bolluk olsaydı biz de zıvanadan çıkardık.

Gençlik:
Gülse Birsel bir yazısında şu EMO'luk sendromunun derinlerine inmişti de bayılmıştım. Şimdiki gençlere bakıyorsun bir kısmı canavar gibi, aynı anda 2 üniversite filan bitirip adamı sinir ediyorlar.

Bir kısmı ise EMO modunda bunalım takılaraktan ortada salak salak geziyorlar. Bizim zamanımızda yok muydu EMO'luk müessesesi?

Olmaz olur mu? Vardı tabii ki ama bir de annelerimizin çeker çekmez çıkan terlikleri vardı ki bir kısım anneler terlik fırlatma konusunda master bile yapmıştı. Arkadaşlarımın annelerinden biliyorum. Benim annem terlik fırlatma olayına pek girmedi. Onun taktikleri daha farklıydı.
Kendimi camdan aşağı atmakla bir an önce toparlanıp efendi olmak arasında bir seçim yaptırırdı o taktikler bana…Bakın, işte, 35 yıldır efendi efendi yaşıyorum…

Oysa şimdi biz, bu terlikle büyüyen nesil, çocuklarımızın psikolojisi bozulmasın diye bırak terliği ayağından çekmeyi bağırınca bile kendi kendimizi yiyoruz " Allah'ım ben nasıl bir anneyim, çocuğuma bağırdım…Onun psikolojisini darmadağın ettim, öleyim ben öleyim" moduna ani bir geçiş yapıyoruz…E çocuk farketmiyor mu bunu? Cin gibi hepsi, farketmez mi…bakıyor anne bağırınca kendi kendini yiyor, bunu öyle bir kullanıyorlar ki…

Bu şekilde çocuklar oluyorlar genç…Şimdi sokakta görüyorum, saçlar bir acayip, pantalonlar kıç çizgisinin altında…Önce diyorum ki Yiğit ileride saçını böyle yaparsa yolarım o saçları, İpek ileride böyle giyinirse dağıtırım ortalığı…Sonra kendimi hatırlıyorum. Disiplinli bir ailem olmasına rağmen dönemsel konjonktür gereği ben de az zıbıtık giyinmezdim hani…Hele bir yün tayt modası vardı ki annem, kadıncağız kendisi gidip bana elleriyle yün tayt ve de bileğimde toplanan tozluklardan almıştı…Streç kot pantolon olayında kardeşimin çok ahını almışımdır…kendi kendime o pantalonun içinden çıkamadığım için kızcağız her akşam paçamdan çekerdi...Saçlar desen önden bir tutam tarakla tiftilerek kabartılır, onun yüzümüze verdiği salak ifadeye rağmen biz kendimizi çok güzel hissederekten dolanırdık ortada…

Odalarımız ise vahim durumdaydı. Şimdiki gençlerinkini pek bilemiyorum ama benim duvarlarımda posterlerden boş yer kalmazdı. Mavi Ay'ın resimleri,  Bruce Willis'in, Tom Cruise'un en yakışıklı zamanları, George Michael, Michael J. Fox, Queen, A-Ha, Duran Duran, Metallica posterleri…Daha neler neler…hepsine iç geçirerekten bakardım…Müzik dinlemeden bir halt yapmazdım da babam bana walkman almıştı en sonunda…

Yani gençlik aslında bazı farklılıklara rağmen aynı çerçevede gidiyor ki buraya kadar bence herşey normal..

Farkı teknoloji ve onun kullanım şekli yaratıyor. Şu internet gençlere özellikle cinsel konularda biraz daha geniş bir alan sağlıyor. Bu konuda daha derine girmeyeceğim…Üzülüyorum.

Şimdiki gençler biraz daha aile kontrolünden uzakta yetişiyorlar gibi geliyor bana. Bizim zamanımızda cep telefonu yoktu, ailelerimiz dakka başı bizi arayıp "neredesin, ne yapıyorsun" diye soramazlardı ama kontrolümüzü kaybettiklerini de hiç görmedim.

Mesela akşam dışarı çıkma hadisesi…Anayasa hükmünden beterdi bizim evde..babam bir kaşını kaldırıp da " gündüz yapamadığınız neyi yapacaksınız akşam dışarıda" dedi mi tısss…..Bu kural değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemezdi…Paşa paşa evimizde otururduk…Üniversitede zaten yurtta kalıyordum, en geç saat 10'a kadar yurda giriş yapmak zorundaydım. Yani kısacası mezun olup işe başlayıp kendi evimi tutana kadar dostlar kırdım kıçımı oturdum aşağıya…gez(e)medim öyle gece vakti dışarılarda….

Ama şimdi, anne olduktan sonra ne kadar doğru yaptıklarını daha iyi anlıyorum...yok kardeşim öyle gece gece dışarılarda gezmeler, benimkiler de otursunlar oturdukları yerde...

Ev-Aile:
Ben 10 yaşına gelinceye kadar evimiz 2 oda bir salondu. Evde sadece bir tane televizyon vardı ve akşam yemekleri ailece oturulup yenirdi. Yani annem ve babam eve makul saatlerde gelirlerdi. Bu durum sonrasında da böyle devam etti. Tek fark evimiz artık 3 oda bir salon şeklindeydi.

Şimdi biz 4 oda bir salon evde oturuyoruz. Evde bir tuvalette televizyon yok…3 tane televizyon var. Biri tamamen çocukların çizgi filmleri için, biri tamamen Metin'in maç ve de tartışma programları için, biri de tamamen benim için…Biz aslında kendi programlarımızdan seve seve feragat ederiz ama çocuklar çizgi film hadisesini bırakmadıkları, biz de bütün gece Sünger Bob seyretmek istemediğimiz için bir parçalanma yaşıyoruz ki ben bundan hiç hazzetmiyorum.

Ailece yemek de yiyemiyoruz. Çocuklar okuldan aç geliyorlar ve ben eve gelinceye kadar yani saat 19:30'a kadar yemeklerini yemiş oluyorlar…Biz de Metin'le daha sonra yiyoruz yemeklerimizi…Yani haftaiçinde şu aile birliği işini bir türlü kıvıramadık…Bunun etkilerini sanırım bir 10 seneye kadar göreceğiz. Korkuyorum :-(

Ne diyeyim...insan her zaman insan ama çağ değişiyor azizim...ve insanoğlu adapte olabilen hayvan olduğu için de hiçbirşey aynı kalamıyor...

24 yorum:

İkiz Annesi dedi ki...

O kadar haklısın ki yazdıklarında hele de zamane gençleri konusunda ama ben içimi ferah tutmaya çalışıyorum.Çünkü bir çocuk ne görürse nasıl yetişirse öyle gidiyor gibime geliyor.Bizim evde de sizin evdeki durumun aynısı geçerliydi okuldan çıkınca doğru eve gelirdim annem saatini bilirdi ona göre beklerdi istersem geç kalayım yoktu öyle bir şansım dediğin gibi gece çıkmak imkansızdı.En doğruyu yapmışlar bence de ve iyiki de yapmışlar.Sıkılırdım kızardım ama şimdi ne kadar doğru yaptıklarını biliyorum.Hele ki cinsellik olayı çok üzülüyorum çok daha liseye gitmemiş kızlar bunu nasıl ayartsam şunu nasıl kandırsam derdindeler.Biz deli gibi çalışırdık ünv. girelim mutlaka diye.Şimdikeli okulamı gidiyor defileyemi belli değil.Oyuncağımız zaten çok yoktu olana da gözümüz gibi bakardık ama bizimkilerin maşallah ömürleri kadar yetecek oyuncakları var ama kendime verdiğim sözü tutuyorum yaklaşık 6 aydır oyuncak almıyorum yok demeyi öğrenmeleri gerek.
Amanın çenem düşmüş gene.
Sen de korkma bence biz iyi olmayı,dürüst olmayı öğrettikten sonra onlar da öyle olurlar inşallah.Bu arada aynı dönemin çocuklarıyız ben de 77 liyim:)

deren dedi ki...

anne olmak,anneni anlamaktır dedik ya,işte bu;)

şimdi düşünüyorum benim kızımında sevgilisi olacak,elele tutuşacak,ve hatta öpüşecek.aman allahım!!!
uyurken o masum yüzüne bakıp dua ediyorum,dilerim seni üzmeyenleri hayatına çağırırsın kuzum diye..
ve daha birçok konu..zaman değişiyor,ve uymak zorundayız napalım...

annelili dedi ki...

Kımıl zararlısının anlatıldığı programı 'Bu toprağın sesi" diye hatırlıyorum. Ben de izlerdim onları, Genelde bebeklerim vardı. Onlara birşeyler dikmeye çalışırken geçerdi vakit.
Akşam çıkmaları bizde de aynıydı....

içimizdeki karnaval dedi ki...

Okurken kendi çocukluğumu hatırladım.Annemin taktikleri geldi, arkadaşlarıma gidiyorsan dantelimi de yanıma almak zorundaydım.Gitmeden de mutlaka ölçer ilmeklerini sayar öyle yollardı.Bende gittiğim yerde paşa paş dantel örerdim.Yaz tatillerim dantel ve kanaviçe arasında çekişirdi.Başabaş giderlerdi annemin emekleriyle :)
Anlatmazsam çatlarım , çocukken Erol Evgin hayranıydım.Daha doğrusu ilkokul 1. sınıftayken kendisine aşıktım.Tvde gördüğümde hep bana gülümsediğini sanırdım.Cem Yılmaz 'ın espirisi varya " Zeki Müren de bizi görecek mi ? " ben galiba görecek kısmına inanıyormuşum ki bana gülümsendiğini sanmışım.Erol Evgin çıktı mı yaramazlık yapmazdım , annem kızıp da beni utandırmasın diye.Safmışız vallahi...Şimdiki çocuklar olsa dalga geçer " o seni görmez ki " diye...Bizde o kuşağın çocuklarıyız ama keyifliydi Susam Sokağı ile büyümek :)

Adsız dedi ki...

kıl oluyorum o pantolonlara.bir de alışveriş merkezlerinin tuvaletlerinde ayna karşısında iki saat saçlarını çekiştiren ergenlere.EMO muydu neydi...sanırsın picasso yağlı boya tablo yapıyor.işin kötü tarafı da sonuç bir facia,gece karşıma çıksa aklımı oynatırım.
Metin

neselihaller dedi ki...

İkiz Annesi içimizi ferah tutalım değil mi? bizim çocuklarımız öyle sapıtıklardan olmazlar değil mi? vallahi bazen içime fenalık basıyor ortalıktaki gençleri görünce...oyuncak meselesinde çok doğru yapmışsın arkadaşım, aynı uygulamayı zaman zaman ben de yapıyorum ama bir doğumgünü veya yılbaşı disiplini dağıtmaya yetiyor...

öpüyorum

neselihaller dedi ki...

Deren'ciğim ben de aynı duaları ediyorum hep, Allah karşına kötüyü kötülüğü çıkarmasın seni de iyi etsin diye...zamana ayak uyduracağız ama zaman da iyi şeyler getirrin umarım

neselihaller dedi ki...

Annelili hah...bu toprağın sesiydi değil mi? bir de süne zararlısı vardı değil mi? ayy..şimdi ben çocuklarımı TVnin karşısına oturup da kımıl ve sünenin zararlarını anlatan bir çiftçi programı seyrederken düşünemiyorum...

neselihaller dedi ki...

İçimizdeki Karnaval, bacım dantel olayı çok yaratıcı ama ağır olmuş birazcık yaw :-)) Erol Evgin'e hayran olmayan mı vardı o zamanlar? Yumuşacık sesi ve gülen gözleriyle bir şarkı söylerdi küçücük halimizle hayran hayran onu seyrederdik...aaaahh ah ne günlerdi onlar

neselihaller dedi ki...

Metin'ciğim, sevgili kocacığım onlar ayna karşısında saçlarını çekiştirirlerken yardım ediversene gençlere azıcık...sevaptır..biraz da sen çekiştiriver..hem sen de rahatlarsın :-))
Hayır ben neyi merak ediyorum o saçlara sahip bir delikanlı nasıl kız tavlayabiliyor? hayatta dönüp bakılası bir tip olmuyorlar ki...

İkiz Annesi dedi ki...

Canım benim yazıya yaptığın yoruma göre eğer kabul edersen senden başlayalım dedim.Seni mimledim eşine şimdiden kolay gelsin:)

neselihaller dedi ki...

İkiz annesi mimini aldım kabul ettim, teşekkür ederim...gündüz misafirlerim var ama akşam eşimle bir röportaj yapayım da dökülsün bakalım baba olmanın bizim bilmediğimiz yanları nelermiş :-)) zevkli olacak, hem de çoookkk...

Adsız dedi ki...

Ay Gülcincim okurken bende gerilere daldim... "icimizdeki karneval " gibi benim annemde elime bir dantel tutustururdu arkadasima gidecegim zaman...:-),burda ozamanlar sadece cumartesi öylene dogru tr 1 türk yayini olurdu 30 dakikalik... ailecek hepimiz tv karsina otururduk...birde babacim iki haftada bir filim kiralardi,ozamanlar video yeni cikmisti... haftas sonu aksamlari oturur öyle türk filimleri izlerdik... aksamlari gezmeye gitmek nerde gülcincim?ne gezmesi.... okuldan bir 10 dakika gec gel... annem hemen hesap sorardi nerde kaldin diye...simdi benim sipalara bakiyorumda,arada bir hafta sonlari gitmek istedikleri yerlere rahatca gidip geliyorlar, yanlis mi yapiyorum dogrumu bilmiyorum ama iki kardes beraber gidiyorlar, yalniz yine gönderemiyorum, icim rahat etmiyor, onlar gelmedende yatip uyuyamiyorum. Aksam yemeklerinde israrciyim ücümüzde o saatlerde evde oluyoruz sofranin basina toplaniyoruz...
Sultan

neselihaller dedi ki...

Sultan'cığım devir değişti ne yapalım...şimdi bağlasan tutamazsın seninkileri evde...ama akşam yemeklerini iyi organize etmişsin hayatım...çok iyi hem de...

Adsız dedi ki...

ablacım valla pes bu kadar özetlenir yani bi devir. ne yalan söyliyim streç kot paçası çekme konusunda hakkımı vermeseydin darılırdım. babamın ''yapamadığınız neyi yapacaksınız gece, size ne sağlayacak o saat'' demesi hala kulaklarımda ve ne yazıkki adamcağıza verecek makul bir cevabımız da yoktu :) bir keresinde lojmanın yüzme havuzundan söylenenden 45 dak geç eve gelmiştim de annemden zılgıtın allahını yemiştim hiç unutmam. sen bir ara resmen walkmane yapışık yaşıyordun bir gün yine kulağında walkman bulaşık yıkıyorsun ama kalçan senden bağımsız hareket ediyor, babamda arkanda durmuş müziğin etkisinde olduğunu bilmeden hangi bulaşık genç bir kızı bu kadar aşka getirir diye anneme soran gözlerle bakıyordu ne günlerdi be... hele sırf mavi ay ı izlemek için hepi topu 45 dak geç yatmak için yalvarmalarımız, ya cuma gecelerimizi şenlendiren çaba videonun vhs kasetleri...özlüyorum

gökçe

Adsız dedi ki...

bir şey daha var gülmeyin ama ben bu toprağın sesini ve köyümüz-köylümüzü severek izlerdim (az buçuk tv bağımlısıydım da)şimdi de savaşla bereket tv deki pancar yetiştiriciliği ve silaj yöntemiyle hayvan besiciliğini zevkle izliyoruz. tuhaf mıyız acaba???

gökçe

neselihaller dedi ki...

vallahi kardeşim yaaaa ne günlerdi onlar...daha dün gibi..özlemişim ben de..

bu arada sen zaten tuhaftın az buçuk, kocanı da kendine benzettin :-)) kızım size ne Ankara'nın göbeğinde silaj yöntemiyle hayvan besiciliğinden :-))

dilek dedi ki...

BAzen o kadar çok özlüyorum ki çocukluğumu...Nisandan ekime kadar eve sadece yatmadan yatmaya girerdim. yemek tabağımı alıp bahçeye indiğim günleri hatırlıyorum:)Apartmanın çocuklarıyla oynar sabahtan akşama eve girmezdim. Ne organ mafyası vardı ne çocuk mafyası.şimdi parka götürdüğümüz çocuklarımızı tek saniye gözümüzün önünden ayırmıyoruz. Bazen "zaten bu dünyaya 1 çocuk getirdik 2. çocuğun günahına girmeyelim" diyoruz.Ama anne baba olmanın bencilliğimi yada insanı bir bencillikmi yinede 2. çocuğu istiyoruz...

neselihaller dedi ki...

Dilek'ciğim 2. çocuğu şiddetle tavsiye ederim...hem sizin hem de paşanız için..kardeş gibisi var mı bu dünyada...zamanın ne kadar kötü olduğu, bizi iyice paranoyak ettiği konusunda hem fikirim, benim de aklım çıkıyor ama olsun...bu bencillik değil bence...

dilek dedi ki...

Bak bu"kardeş gibisi yok" sözüne sonuna kadar katılıyorum.....Sadece bu sebepten 2. çocuk çabasına giricem:)))

öz'üm dedi ki...

aynı yaştayız.
saçımın önünü kabartma hadisesini bende yapardım.güzel bir yazı olmuş..

neselihaller dedi ki...

çok teşekkür ederim, her zaman beklerim

Sitare dedi ki...

Ben 10 yaşına gelinceye kadar evimiz 2 oda bir salondu. Evde sadece bir tane televizyon vardı ve akşam yemekleri ailece oturulup yenirdi. Yani annem ve babam eve makul saatlerde gelirlerdi.demişsin ya aynen şekerim aynen.koşturmuyorduk o zaman.ama şimdi zamanı yakalayamıyoruz.50ler bitti,ruhu da mefta oldu:(

neselihaller dedi ki...

valla öyle oldu Sitoş'um...ne fena değil mi?