Ben Fen Lisesi mezunuyum.
Bilimi severim
Arada saçmalasa da Bilim Teknik okur(d)um
Bilim kurgu filmleri, fiction romanları severim.
Ve fakat artık Arka Bahçede Bilim programını sevmiyorum.
Orada yapılan abuziddin deneylerin bizim evdeki yansımalarını sevmiyorum.
Kırmızı gıda boyası ile yapılan deneyleri ve de mutfağımdaki sonuçlarını sevmiyorum.
Sirkede 3 gün bekletilen çürümüş yumurtanın " ama televizyonda zıplıyooorduuu" nidalarıyla mutfağımın orta yerinde patlatılmasını sevmiyorum.
Sirkeli çürük yumurtayı yerlerden temizlemeyi sevmiyorum.
O kokuyu da sevmiyorum.
Cern'e bilimadamı yetiştiriyoruz sanki anasını satayım, olan bana oluyor.
Bakın şuraya yazıyorum, benim bu çaba ve fedakarlıklarım karşısında benim sıpalar Nobel Bilim Ödülü filan almalılar. Aşağısını kabul etmem ona göre.....
Anneye sormuşlar: " En çok hangi çocuğunu seviyorsun?" diye. Demiş ki: " Hepsine canım kurban, ama... Küçük büyüyene, hasta iyileşene, uzaktaki yakın gelene kadar gözbebeğimdir."
Ayar Kaçınca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayar Kaçınca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel Tarihime Not
Gülçin'in seyir defteri:
* 2 ay sonra işe başlarım demiştim, 14 ay oldu...iş bile aramıyorum
* Evde sıkılırım duramam demiştim, o ne kelime? ev hanımlığı meğer benim gizli gücümmüş...hele çocuklar okuldayken...
* Hele şükür yaz tatili geldi derken kendimi " hele şükür sonbahar geldi" derken buluverdim..yaşasın Eylül ayı serinliği...
* Kuşum 3. sınıfa başladı..kuzum 1. sınıfa...
* tam bir sosyal böcek olmuş durumdayım..meğer ben ne şirin bir kişilikmişim....
* Sabah kahvesi olayının büyüklüğünü idrak ettim...saygıyla eğiliyorum
* harika bir yaz tatili geçirdik...bir hafta tatil köyü pineklemesi, 1 hafta çocuklarla macera...ne macera ama..plansız, rezervasyonsuz yollara döküldük..nereyi beğenirsek orada kaldık..nerede canımız çektiyse oradan denize girdik...Ege ve Akdeniz kıyıları bizden soruldu...
* Ama bir türlü girip eskisi gibi yazamıyorum...bunun eminim çok derin bir psikolojik çözümlemesi vardır ama almayayım...
hepinizi öptüm...yaşıyorum merak etmeyin...kendimi şımartmakla meşgulüm...
* 2 ay sonra işe başlarım demiştim, 14 ay oldu...iş bile aramıyorum
* Evde sıkılırım duramam demiştim, o ne kelime? ev hanımlığı meğer benim gizli gücümmüş...hele çocuklar okuldayken...
* Hele şükür yaz tatili geldi derken kendimi " hele şükür sonbahar geldi" derken buluverdim..yaşasın Eylül ayı serinliği...
* Kuşum 3. sınıfa başladı..kuzum 1. sınıfa...
* tam bir sosyal böcek olmuş durumdayım..meğer ben ne şirin bir kişilikmişim....
* Sabah kahvesi olayının büyüklüğünü idrak ettim...saygıyla eğiliyorum
* harika bir yaz tatili geçirdik...bir hafta tatil köyü pineklemesi, 1 hafta çocuklarla macera...ne macera ama..plansız, rezervasyonsuz yollara döküldük..nereyi beğenirsek orada kaldık..nerede canımız çektiyse oradan denize girdik...Ege ve Akdeniz kıyıları bizden soruldu...
* Ama bir türlü girip eskisi gibi yazamıyorum...bunun eminim çok derin bir psikolojik çözümlemesi vardır ama almayayım...
hepinizi öptüm...yaşıyorum merak etmeyin...kendimi şımartmakla meşgulüm...
Sana ne gerek sütlü börek
36 yaşında kimlik bunalımı yaşayan ben ne tarafa sardıracağımı şaşırmış durumdayım. Kafası çalışan bir çocuk olmanın üstüne iyi öğrencilik masterı, ardından iyi bir iş hayatı doktorası üstüne çocuk da yaparım kariyer de doçentliği ile beraber gelen tırlatık kadın sendromu neticesinde olduğum ev kadını durumu beni ziyadesiyle ne halt edeceğini bilemeyen kadın dalında profesör yapmıştır.
Buradan edebiyat öğretmeni anneme sesleniyorum: Yukarıdaki cümlemi öğelerine ayırır mısın bi zaaamet hocaanımmm?? Gerisin geri okuyunca ben bile yazdığımı anlamadım...
Şimdi ev hanımıyız ya...ee? netçez bütün gün? ilk 2 ay Allah sizi inandırsın bu evi hergün sildim süpürdüm. Kocama gösteremediğim ilgileri toptan göstermeye kalkıştım, evimin erkeği ocağımın direği olduğunu söyledim, ben bilmem beyim bilir yaptım bir süre... alışmamış garip bu muameleye, biraz bocaladı...hadisenin biraz bokunu çıkarmış olabilirim, bilemiyceemmmm...Yemekler, kekler, börekler artık aklıma ne gelirse yaptım. Çocuklarımla okul çıkışlarında parklara gittim, gezmecilik oynadım. Çalıştığım dönemde onlara gösteremediğim ilginin ruhumda yarattığı deformasyonu yavaş yavaş kazıdım içimden....
Sonraki iki ay daha makul seviyelerde hırpaladım kendimi...Bu buldumcukluk hadisesini normal seviyeye çekmeye çalıştım. Elektrikli süpürge 2 günde bir çalışır oldu, ütüler haftada bire düştü. Baktım pişirdiğim kekleri börekleri benden başka yiyen yok, onları da haftada bir yapmaya başladım. Okul çıkışında çocuklarımla havalar soğuduğu için parka gidemedim ama evde beraber birşeyler yaptım. Bazı günler yapamadım ama olsun, diğer günler dolu dolu geçtiği için suçluluk hissetmedim.
Şimdiki zaman ise 1 aydır filan devam ediyor. Ev ancak haftada 2 kere süpürülüyor. Büfenin üzerine adımı yazabiliyorsam toz almanın vakti ancak gelmiş demektir. Hem pijamaları da ütülemeye gerek yok canım, eşimin gömleklerini ütülesem yeter. Bakayım dolabına..Haaa..tamam daha giyecek gömleği varmış, ütünün acelesi yok...Yemekte köfte yapsam?? Hem çocuklar da arıza çıkarmaz...
Eeee..o zaman bir sürü zamanım kalıyor..Ne yapsam? Hah tamam, hep heves ettiğim şu karışık renkli kare kare yamalı battaniyelerden öreyim..
Burada parantez açıyor ve sizi şuraya gönderiyorum: Neyime güvenip direkt battaniyeden başlıyorum bilmiyorum. Önce bir el bezi filan örseydim daha iyi olurdu ama yookkk...Teyzemle gidip yün aldıktan sonra uzman TV'den bu tığ işi denen meret nasıl yapılır oturup onu öğrendim. Şimdi örüyorum. Vallahi örüyorum kızlar..Meğer ben ne kabiliyetli kadınmışım da kimsenin haberi yokmuş...Açıyorum bir film, alıyorum elime tığımı yünümü, alıyorum bir bacağımı da altıma örüyorum...
Var ya eski iş arkadaşlarım ve de tedarikçilerim beni böyle görseler ya inanmazlar ya da yere düşerler gülmekten...Eskinin cadı planlamacısı battaniye örüyor yuvacığında...
Öperim...
Buradan edebiyat öğretmeni anneme sesleniyorum: Yukarıdaki cümlemi öğelerine ayırır mısın bi zaaamet hocaanımmm?? Gerisin geri okuyunca ben bile yazdığımı anlamadım...
Şimdi ev hanımıyız ya...ee? netçez bütün gün? ilk 2 ay Allah sizi inandırsın bu evi hergün sildim süpürdüm. Kocama gösteremediğim ilgileri toptan göstermeye kalkıştım, evimin erkeği ocağımın direği olduğunu söyledim, ben bilmem beyim bilir yaptım bir süre... alışmamış garip bu muameleye, biraz bocaladı...hadisenin biraz bokunu çıkarmış olabilirim, bilemiyceemmmm...Yemekler, kekler, börekler artık aklıma ne gelirse yaptım. Çocuklarımla okul çıkışlarında parklara gittim, gezmecilik oynadım. Çalıştığım dönemde onlara gösteremediğim ilginin ruhumda yarattığı deformasyonu yavaş yavaş kazıdım içimden....
Sonraki iki ay daha makul seviyelerde hırpaladım kendimi...Bu buldumcukluk hadisesini normal seviyeye çekmeye çalıştım. Elektrikli süpürge 2 günde bir çalışır oldu, ütüler haftada bire düştü. Baktım pişirdiğim kekleri börekleri benden başka yiyen yok, onları da haftada bir yapmaya başladım. Okul çıkışında çocuklarımla havalar soğuduğu için parka gidemedim ama evde beraber birşeyler yaptım. Bazı günler yapamadım ama olsun, diğer günler dolu dolu geçtiği için suçluluk hissetmedim.
Şimdiki zaman ise 1 aydır filan devam ediyor. Ev ancak haftada 2 kere süpürülüyor. Büfenin üzerine adımı yazabiliyorsam toz almanın vakti ancak gelmiş demektir. Hem pijamaları da ütülemeye gerek yok canım, eşimin gömleklerini ütülesem yeter. Bakayım dolabına..Haaa..tamam daha giyecek gömleği varmış, ütünün acelesi yok...Yemekte köfte yapsam?? Hem çocuklar da arıza çıkarmaz...
Eeee..o zaman bir sürü zamanım kalıyor..Ne yapsam? Hah tamam, hep heves ettiğim şu karışık renkli kare kare yamalı battaniyelerden öreyim..
Burada parantez açıyor ve sizi şuraya gönderiyorum: Neyime güvenip direkt battaniyeden başlıyorum bilmiyorum. Önce bir el bezi filan örseydim daha iyi olurdu ama yookkk...Teyzemle gidip yün aldıktan sonra uzman TV'den bu tığ işi denen meret nasıl yapılır oturup onu öğrendim. Şimdi örüyorum. Vallahi örüyorum kızlar..Meğer ben ne kabiliyetli kadınmışım da kimsenin haberi yokmuş...Açıyorum bir film, alıyorum elime tığımı yünümü, alıyorum bir bacağımı da altıma örüyorum...
Var ya eski iş arkadaşlarım ve de tedarikçilerim beni böyle görseler ya inanmazlar ya da yere düşerler gülmekten...Eskinin cadı planlamacısı battaniye örüyor yuvacığında...
Öperim...
Cezayir'in Kıvanç'ı....
Cezayir'de Kıvanç Tatlıtuğ yüzünden boşanmalar artmış.
Hey Allah'ım...
Ne düşüneceğimi şaşırdım. Karısını film artistinden kıskanan damacana kafaya mı saydırayım, Kıvanç'ın resmini cep telefonuna duvar kağıdı yapan kadının mı aklına şaşayım...
Hoş gerçi ben de eşimin cep telefonunda ne bileyim bir Adriana Lima duvar kağıdı görsem, en kanatlı ve dantelli tarifeden bir resim mesela, boşamak yapacaklarımın yanında yanağına öpücük kondurmak gibi kalır. O yüzden karısının abartılmış Kıvanç hayranlığı karşısında onu boşayan kocaya da fazla yüklenmemeliyim aslında...
Ben kadınlara şaşırıyorum. Tatlım, güzelim, sevgili Cezayirli hemcinsim...Anlıyorum ağır baskıların olduğu bir ortamda yaşıyorsun, elinde avucunda ancak televizyon var. Eh Kıvanç da hoş adam, onu da anladık..Ama be mübarek kadın, ne diye resmini oraya buraya döşüyorsun...Anladık, evlisin diye ölmüş olman gerekmiyor ama hayranlığın da bir dozu vardır be şekercim...
Bak mesela ben de Bon Jovi'ye hayranım..ama resmini oraya buraya döşemiyorum. Jim Caviezel'i de beğenirim ama sadece oturup efendi efendi filmlerini seyrediyorum. Sana da aynısını tavsiye ederim. Hayır kocandan boşandın da ne oldu? Kıvanç koşa koşa sana mı gelecek? Ha sen zaten kocadan ayrılmayı planlıyordun da bu bahanen olduysa... ne diyeyim....
Oraya buraya resim yapıştırma yaşı 19-21 yaşları arasında biter normalde. Bu yaşlara kadar Luke Skywalker'ın pul kadar resimlerini cüzdanımda taşırdım misal...Ama sonra büyüdüm...En azından bu konuda ;-)
Hey Allah'ım...
Ne düşüneceğimi şaşırdım. Karısını film artistinden kıskanan damacana kafaya mı saydırayım, Kıvanç'ın resmini cep telefonuna duvar kağıdı yapan kadının mı aklına şaşayım...
Hoş gerçi ben de eşimin cep telefonunda ne bileyim bir Adriana Lima duvar kağıdı görsem, en kanatlı ve dantelli tarifeden bir resim mesela, boşamak yapacaklarımın yanında yanağına öpücük kondurmak gibi kalır. O yüzden karısının abartılmış Kıvanç hayranlığı karşısında onu boşayan kocaya da fazla yüklenmemeliyim aslında...
Ben kadınlara şaşırıyorum. Tatlım, güzelim, sevgili Cezayirli hemcinsim...Anlıyorum ağır baskıların olduğu bir ortamda yaşıyorsun, elinde avucunda ancak televizyon var. Eh Kıvanç da hoş adam, onu da anladık..Ama be mübarek kadın, ne diye resmini oraya buraya döşüyorsun...Anladık, evlisin diye ölmüş olman gerekmiyor ama hayranlığın da bir dozu vardır be şekercim...
Bak mesela ben de Bon Jovi'ye hayranım..ama resmini oraya buraya döşemiyorum. Jim Caviezel'i de beğenirim ama sadece oturup efendi efendi filmlerini seyrediyorum. Sana da aynısını tavsiye ederim. Hayır kocandan boşandın da ne oldu? Kıvanç koşa koşa sana mı gelecek? Ha sen zaten kocadan ayrılmayı planlıyordun da bu bahanen olduysa... ne diyeyim....
Oraya buraya resim yapıştırma yaşı 19-21 yaşları arasında biter normalde. Bu yaşlara kadar Luke Skywalker'ın pul kadar resimlerini cüzdanımda taşırdım misal...Ama sonra büyüdüm...En azından bu konuda ;-)
Fotoğraf Kel Alaka....
Sormayın....Hiç bana değmeyin...
Zaten zor zoraki dengemi bulurken, "tamam, kalıp rejime girdi" derken, nihayet birşey düşünmeden yaşamaya başlamışken...Kaygı bozukluklarımı hafifletmişken, birşeyleri planlamadan, ezberden yapmaya alışmışken bu olacak iş değildi...
Arabam bozuldu...Benim cici, tostoparlak fıstık yeşilim "yeter artık yoruldum" demeye başladı...
Oysa yağmurların başlamasına ne kadar sevinmiştim. Sanki çiftim çubuğum varmış gibi, sanki İSKİ Genel Müdürü benmişim gibi ne sevinmiştim ekinler suya doyacak, barajlar dolacak diye...Yağmurdan sonra gökyüzünde gökkuşağı arayan gözlerim şimdi sürekli motor ikaz lambasına bakıyor.
Memleket memleket değil altyapı faciası...İki damla su düştü ya tepemize...Yollar göl, kaldırımlar dere...Çocukları okuldan almaya giderken mecburen girdim suya...Aslında sevgili arkadaşım Arzu ben suya balıklama dalmadan 5 saniye önce arayıp uyarmıştı beni..." su var bu yoldan gelme" diye..Ama ben hangi su diyene kadar daldım cumburlop...Ve arabam devir almamaya başladı...Tamirci servis filan derken hediyesi 375 kağıt...Termin Cuma...Ben yürek selanik bir şekilde arabayı kullanmaya devam etmek zorundayım aksi takdirde bir iş halletmem mümkün değil...
Haa..bir de Cumartesi günü kızımın doğumgünü partisini yapacağız kısmetse...Kuşum gayet rahatken tüm tasa yine bana düştü..Ne ikram edilecek, nasıl olacak, ya olmazsa, ya bir terslik olur da kızım üzülürse...Oysa aslında herşeyi planlamıştım ama insanın dengesi sarsılmayagörsün...Bir anda tepetaklak oldum...
Hem de ne oluş....Misal, az önce tamirciden eve girdim..Sağolsun kayınvalidem ben yokken çamaşırları yıkamış, asmış..Şimdi normalde ben ve normal olan her insan bu durumda içinden şöyle geçirir: Ayyy..Allah razı olsun, çamaşırlar yıkanmış, asılmış, ev mis gibi kokmuş...
Değil mi? Yani ben böyle yapardım. Ama zor kurulan kolay bozulan dengem şaştığı için ilk aklıma gelen: Üfff yaaa...şimdi bir de bunların ütüsü var...Kullan at kıyafet olayına mı girsek...
Fıstığım yeşilim tatlı toparlağım bir an önce düzelse de ben yine normalliğe yaklaşabilsem...
Zaten zor zoraki dengemi bulurken, "tamam, kalıp rejime girdi" derken, nihayet birşey düşünmeden yaşamaya başlamışken...Kaygı bozukluklarımı hafifletmişken, birşeyleri planlamadan, ezberden yapmaya alışmışken bu olacak iş değildi...
Arabam bozuldu...Benim cici, tostoparlak fıstık yeşilim "yeter artık yoruldum" demeye başladı...
Oysa yağmurların başlamasına ne kadar sevinmiştim. Sanki çiftim çubuğum varmış gibi, sanki İSKİ Genel Müdürü benmişim gibi ne sevinmiştim ekinler suya doyacak, barajlar dolacak diye...Yağmurdan sonra gökyüzünde gökkuşağı arayan gözlerim şimdi sürekli motor ikaz lambasına bakıyor.
Memleket memleket değil altyapı faciası...İki damla su düştü ya tepemize...Yollar göl, kaldırımlar dere...Çocukları okuldan almaya giderken mecburen girdim suya...Aslında sevgili arkadaşım Arzu ben suya balıklama dalmadan 5 saniye önce arayıp uyarmıştı beni..." su var bu yoldan gelme" diye..Ama ben hangi su diyene kadar daldım cumburlop...Ve arabam devir almamaya başladı...Tamirci servis filan derken hediyesi 375 kağıt...Termin Cuma...Ben yürek selanik bir şekilde arabayı kullanmaya devam etmek zorundayım aksi takdirde bir iş halletmem mümkün değil...
Haa..bir de Cumartesi günü kızımın doğumgünü partisini yapacağız kısmetse...Kuşum gayet rahatken tüm tasa yine bana düştü..Ne ikram edilecek, nasıl olacak, ya olmazsa, ya bir terslik olur da kızım üzülürse...Oysa aslında herşeyi planlamıştım ama insanın dengesi sarsılmayagörsün...Bir anda tepetaklak oldum...
Hem de ne oluş....Misal, az önce tamirciden eve girdim..Sağolsun kayınvalidem ben yokken çamaşırları yıkamış, asmış..Şimdi normalde ben ve normal olan her insan bu durumda içinden şöyle geçirir: Ayyy..Allah razı olsun, çamaşırlar yıkanmış, asılmış, ev mis gibi kokmuş...
Değil mi? Yani ben böyle yapardım. Ama zor kurulan kolay bozulan dengem şaştığı için ilk aklıma gelen: Üfff yaaa...şimdi bir de bunların ütüsü var...Kullan at kıyafet olayına mı girsek...
Fıstığım yeşilim tatlı toparlağım bir an önce düzelse de ben yine normalliğe yaklaşabilsem...
Dansım Geldi...
Az önce göz ucuyla baktığım Yok Böyle Dans'ta çaldı....Aramızdaki bazı annelerin henüz doğmadığı, bir kısmının ise hala eczaneden giyindiği dönemlerde ben bu şarkıyı dinler kendimce dans ederdim...off ulan off...yaşlanıyorum...
Ayıptır Söylemesi Az Biraz Sadistim De....
Ne inkar ne itiraf bu yalnızca durum tespiti....
İnanmayacaksınız ama ben..... melek yüzlü harika insan olan ben......, görenin hayran görmeyenin pişman olduğu biricik arkadaşınız ben...çok sadist olabiliyorum ve her "normal" sadist gibi bundan keyif de alıyorum. Hiiiç öyle yapıp edip pişmanlık duymuyorum. İyice manyaklaştım...
Huzuru kendi yarattığı huzursuzlukların basit çözümlerinde aramaktan yorulan ruhum bugünlerde yavaş yavaş dinginliği bulmakta...Evet bu çok yavaş gerçekleşiyor ama oluyor, hissediyorum. Bu durum en baş sadistliğim olan vıdı vıdılarımın azalmasına yol açtığı için sevgili kocam sevinmeye başlamıştı içten içe...Amma velakin ben küçük bir sinir bozucu ömür törpüsü olduğumdan küçük bahanelerle hevesini kursağında bırakıyorum adamın...
Mesela en sevdiğim şeylerden biri büyük bir hevesle, muhtemelen uzun zamandır seyretmek istediğim bir filmin başına oturup ve hatta koncamı da o filmi seyretmeye mecbur bıraktıktan sonra filmin 15. dakikasında uyuyup kalmaktır. Sadistlik bundan sonra başlıyor dostlar. Ertesi gün filmi en ince ayrıntılarına kadar anlatmasını istiyorum adamcağızdan. Ne oldu, kim ne dedi, niye dedi, nasıl dedi vs vs vs...Hani sadece anlatmasını değil aynı zamanda o duyguyu da aktarmasını istiyorum içten içe...Sanki koncam kocam değil benim kız yurdundan oda arkadaşımmış gibi...Hayır bir gün o da bana erkek yurdundan oda arkadaşı muamelesi yapıp oturtup zorla maç seyrettirecek korkarım korkarım ondan korkarım...
Ya da mesela evde haftasonu yapılması gereken bir sürü iş çıkarıp sonra da haftasonlarını sabahtan akşama dışarıda olacak şekilde planladıktan sonra evdeki tamirat işlerini yapmadığı için başının etini yemek de bir çeşit sadistlik değil midir?
Ayrıca tatile gitmek isteyip, bulduğu yerleri beğenmeyip, beğendiğim yerlerin fiyatını beğenmeyip, fiyatını ve yerini beğendiğim yerlerin hava durumunu beğenmeyip sonra da beni hiçbir yere götürmüyorsun diye söylenmek de karşındakine kabir azabını fani hayatında tattırmaktır kanımca....
Haa..Bir de...kilo vereceğim forma gireceğim diye canını dişine takıp dar vakitlerde spor salonunda ter akıtan kocası ile aynı beden kot pantalon giymekten korktuğu için yemekte ha bire evde yapılmış pide, börek vs. pişirip adamı şişiren kadın da bence günah hanesine skor eklemektedir. Ama Allah'ım yani bu durumu aile saadetimizin devamı için yaptım desem hafifletici sebep sayar mısın? Hani iyi hal demiyorum, hafifletici sebep diyorum :-)
İyi de ben bunları neden yapıyorum? Ne bileyim kardeşim...Bunları da yapmazsam ne kadar sıkıcı bir kadın olurdum kimbilir...Hayır yani mükemmellik de sıkar adamı..Yalnız bakar mısınız bendeki şu tevazuya...
Anlamadığım şey şu: Bu sabır abidesi koca kişisi acaba onu çok sevdiğimi bildiği için mi ses etmiyor yoksa beni çok sevdiği için mi? Yoksa acaba başa gelen çekilir diye mi düşünüyor? E bi cevap rica etsem.....
İnanmayacaksınız ama ben..... melek yüzlü harika insan olan ben......, görenin hayran görmeyenin pişman olduğu biricik arkadaşınız ben...çok sadist olabiliyorum ve her "normal" sadist gibi bundan keyif de alıyorum. Hiiiç öyle yapıp edip pişmanlık duymuyorum. İyice manyaklaştım...
Huzuru kendi yarattığı huzursuzlukların basit çözümlerinde aramaktan yorulan ruhum bugünlerde yavaş yavaş dinginliği bulmakta...Evet bu çok yavaş gerçekleşiyor ama oluyor, hissediyorum. Bu durum en baş sadistliğim olan vıdı vıdılarımın azalmasına yol açtığı için sevgili kocam sevinmeye başlamıştı içten içe...Amma velakin ben küçük bir sinir bozucu ömür törpüsü olduğumdan küçük bahanelerle hevesini kursağında bırakıyorum adamın...
Mesela en sevdiğim şeylerden biri büyük bir hevesle, muhtemelen uzun zamandır seyretmek istediğim bir filmin başına oturup ve hatta koncamı da o filmi seyretmeye mecbur bıraktıktan sonra filmin 15. dakikasında uyuyup kalmaktır. Sadistlik bundan sonra başlıyor dostlar. Ertesi gün filmi en ince ayrıntılarına kadar anlatmasını istiyorum adamcağızdan. Ne oldu, kim ne dedi, niye dedi, nasıl dedi vs vs vs...Hani sadece anlatmasını değil aynı zamanda o duyguyu da aktarmasını istiyorum içten içe...Sanki koncam kocam değil benim kız yurdundan oda arkadaşımmış gibi...Hayır bir gün o da bana erkek yurdundan oda arkadaşı muamelesi yapıp oturtup zorla maç seyrettirecek korkarım korkarım ondan korkarım...
Ya da mesela evde haftasonu yapılması gereken bir sürü iş çıkarıp sonra da haftasonlarını sabahtan akşama dışarıda olacak şekilde planladıktan sonra evdeki tamirat işlerini yapmadığı için başının etini yemek de bir çeşit sadistlik değil midir?
Ayrıca tatile gitmek isteyip, bulduğu yerleri beğenmeyip, beğendiğim yerlerin fiyatını beğenmeyip, fiyatını ve yerini beğendiğim yerlerin hava durumunu beğenmeyip sonra da beni hiçbir yere götürmüyorsun diye söylenmek de karşındakine kabir azabını fani hayatında tattırmaktır kanımca....
Haa..Bir de...kilo vereceğim forma gireceğim diye canını dişine takıp dar vakitlerde spor salonunda ter akıtan kocası ile aynı beden kot pantalon giymekten korktuğu için yemekte ha bire evde yapılmış pide, börek vs. pişirip adamı şişiren kadın da bence günah hanesine skor eklemektedir. Ama Allah'ım yani bu durumu aile saadetimizin devamı için yaptım desem hafifletici sebep sayar mısın? Hani iyi hal demiyorum, hafifletici sebep diyorum :-)
İyi de ben bunları neden yapıyorum? Ne bileyim kardeşim...Bunları da yapmazsam ne kadar sıkıcı bir kadın olurdum kimbilir...Hayır yani mükemmellik de sıkar adamı..Yalnız bakar mısınız bendeki şu tevazuya...
Anlamadığım şey şu: Bu sabır abidesi koca kişisi acaba onu çok sevdiğimi bildiği için mi ses etmiyor yoksa beni çok sevdiği için mi? Yoksa acaba başa gelen çekilir diye mi düşünüyor? E bi cevap rica etsem.....
Şizofrenik Takılmalar
NOT: Yazıyı yazdım ama sıkıldım...sadece kendi kişisel tarihime not düşmek amacıyla blogda tutuyorum, siz en iyisi okumayın bu yazıyı....
******************************************************
Şu an itibariyle aslında oturup bloglarda gevezelik yapmak yerine başka bir sürü şey yapmam gerekiyor. Mesela:
4 gündür yatak odamdaki mavi leğenin içinde gözüme gözüme bakan ve de batan çamaşırları ütülemem gerekiyor.
Yemek pişirmem de lazım
Çıkardığım nevresimlerin yerine temizlerini takmam gerek
Çekmece içlerini de adam etmeli
Toz almalıyım
Hava güzel, dışarı çıkıp biraz oksijen de mi yüklemeli bünyeye?
Hiçbirini yapmayı canım istemiyor. Benim iyi bir iş çıkarabilmem için sanırım iki ayağımın bir pabuçta olması gerekiyor. Mesela günde 8 toplantıya girdiğim zamanlarda üstüne bir de eve gelirken o yorgunluğuma rağmen market alışverişini filan da yapardım. Ev işlerini kadın hallederdi tamam ama arada benim de elim bazı şeylere değerdi. Zamanım yokken yapılması gereken herşey için daha çok zaman yaratabilirken şimdi boool bol zamanım varken elimin hiçbir şeye gitmemesi enteresan...Çalışan kadın olmak ayrı bir psikoloji...En basitinden insanı bir disipline sokuyor. Ben kendi kendimi o disipline sokamıyorum, birinin beni zorlaması lazım demek ki...
Bu yazının gittiği yer beni korkutmaya başladı...Ben ne çalışan kadın olmayı becerebiliyorum ne de ev hanımı...Ne sabahın köründen akşama kadar eşek gibi çalışmaktan mutlu oluyorum ne de evde oturup ev işi yapmaktan...İkisinin ortası bir düzen lazım bana...Hem çalışmalıyım, para kazanmalıyım, sosyal olmalıyım, kısacası bir işe yaradığımı hissedip manevi tatmin yaşamalıyım, hem de evime, çocuklarıma zaman ayırabilmeli, kocama karşı güleryüz gösterecek enerjiye sahip olabilmeli, elime kahvemi alıp cam kenarında kitap okuyabilmeliyim...
Ahhhh ah...öğretmen olmayan kafama ne yapayım ben....Eh, o zamanlar hayallerimiz vardı ya..dünyada çığır filan açacaktık ya..salak gibi gidip mühendis olduk...Üstüne bir de planlamacı...ne çığır açtım ne çığır açtım sormayın...
En iyisi teyzemin dediği gibi sosyal yardım kuruluşlarına ne bileyim STK'larda filan gönüllü çalışmalar yapayım...En azından manevi tatmin kısmını halledebilirim belki böylece...
Neyse..olmadı bu yazı...Kendimden sıkıldım bir anda...ben en iyisi öpeyim sizi gideyim...
******************************************************
Şu an itibariyle aslında oturup bloglarda gevezelik yapmak yerine başka bir sürü şey yapmam gerekiyor. Mesela:
4 gündür yatak odamdaki mavi leğenin içinde gözüme gözüme bakan ve de batan çamaşırları ütülemem gerekiyor.
Yemek pişirmem de lazım
Çıkardığım nevresimlerin yerine temizlerini takmam gerek
Çekmece içlerini de adam etmeli
Toz almalıyım
Hava güzel, dışarı çıkıp biraz oksijen de mi yüklemeli bünyeye?
Hiçbirini yapmayı canım istemiyor. Benim iyi bir iş çıkarabilmem için sanırım iki ayağımın bir pabuçta olması gerekiyor. Mesela günde 8 toplantıya girdiğim zamanlarda üstüne bir de eve gelirken o yorgunluğuma rağmen market alışverişini filan da yapardım. Ev işlerini kadın hallederdi tamam ama arada benim de elim bazı şeylere değerdi. Zamanım yokken yapılması gereken herşey için daha çok zaman yaratabilirken şimdi boool bol zamanım varken elimin hiçbir şeye gitmemesi enteresan...Çalışan kadın olmak ayrı bir psikoloji...En basitinden insanı bir disipline sokuyor. Ben kendi kendimi o disipline sokamıyorum, birinin beni zorlaması lazım demek ki...
Bu yazının gittiği yer beni korkutmaya başladı...Ben ne çalışan kadın olmayı becerebiliyorum ne de ev hanımı...Ne sabahın köründen akşama kadar eşek gibi çalışmaktan mutlu oluyorum ne de evde oturup ev işi yapmaktan...İkisinin ortası bir düzen lazım bana...Hem çalışmalıyım, para kazanmalıyım, sosyal olmalıyım, kısacası bir işe yaradığımı hissedip manevi tatmin yaşamalıyım, hem de evime, çocuklarıma zaman ayırabilmeli, kocama karşı güleryüz gösterecek enerjiye sahip olabilmeli, elime kahvemi alıp cam kenarında kitap okuyabilmeliyim...
Ahhhh ah...öğretmen olmayan kafama ne yapayım ben....Eh, o zamanlar hayallerimiz vardı ya..dünyada çığır filan açacaktık ya..salak gibi gidip mühendis olduk...Üstüne bir de planlamacı...ne çığır açtım ne çığır açtım sormayın...
En iyisi teyzemin dediği gibi sosyal yardım kuruluşlarına ne bileyim STK'larda filan gönüllü çalışmalar yapayım...En azından manevi tatmin kısmını halledebilirim belki böylece...
Neyse..olmadı bu yazı...Kendimden sıkıldım bir anda...ben en iyisi öpeyim sizi gideyim...
Haybeden Gerçeküstü Saçmalamalar
Çok istiyorum, bloğumda şöyle gayet ciddi yazılar yazayım, çocuk eğitimi üzerine doğruluğu tartışılmaz fikirler beyan edeyim, ne kadar becerikli bir kadın olduğum hakkında yazıp herkesi kendime hayran bırakayım filan...
Ama gelin görün ki bünyem müsait değil...Hem harika bir anne değilim, elinden her iş gelen becerikli bir kadın da değilim, hem o kadar ciddi de olamıyorum.
Yani bakmayın ben aslında çok ciddiyimdir, hele beni bir tedarikçi toplantısında görün...Ben bu kadar ciddi bir kendimi tanırım bir de Margaret Thatcher'ı...Ama onun dışında gayet rahat olabilen ve de bundan keyif alan birisiyim...Hele bir de iki kadeh alkolü çekmişsem bünyeye değmeyin keyfime...Bu şizofrenik durum başta beni sonra da kocamı yoruyor tabii ama yapçek bi şii yok...Malzeme bu....
Kocam demişken...garibim, vallahi cennetlik adam benim kocam...Cehennem azabını şu fani hayatında tattığı için ben eminim kuradan cenneti çekeceğine....Tövbe estağfurullah, çarpılıcam şurada...
Neyse, adamcağız hem alemin gavuruyla bütün gün uğraşıyor hem eve gelip beni çekiyor. Muhabbete bakar mısınız:
1- Yemekler yenmiş, çocuklar uyumuş, ben TV karşısında bezme pozisyonumu almışım, Metin elinde kuburlara düşesice I-phone'u ile oynamaktadır.
Bir kaç güzel söz duyabilmek, azıcık romantik olabilmek arzusuyla kocaya sırnaşma moduna geçen ben bombaları yağdırırken sevgili kocamın verdiği cevaplar patlayasıca I phone'undan gözünü ayırmadan verilmektedir, a-ha bunun da altını çiziyorum....
Ben: Uyyyy...canım kocam benim, seni çok seviyorum
Kocacım: hımm..ben de seni hayatım...
Ben: Nedeyynnn? ( nasıl cilveliyim anlatamam)
Metin: Nassı yaa? karıcım manyak mısın? 10 yıldır evliyiz, nedeni mi kalmış?
Ben: Aaaa..hadi ama....neden seviyosun beni, sööle karıcıına bakiimm...
Kocacım: Eeeeöööööö...çok güzelsin ayatım
Ben: Neeeaaaa?? Çok mu güzelim? sen şimdi bunun için mi seviyorsun beni? Allah seni kahretmesin..çok güzelmişim....10 yıldır evliyiz ve sen beni bunun için mi seviyorsun?
Koca: Aklıma o geldi karıcım, peki tamam tamam...güzel değilsin o yüzden seviyorum desem??
Ben: NEEAAA? Sen kurban ol benim güzelliğime...36 yaşında 2 çocuk annesi olup da hala 38 beden giyen kaç kadın var heeaa? güzel değil mişim..anti romantik adam...
Koca: ......????
Ben: otur düşün, yarın akşam yine soracam...doğru düzgün bir yanıt ver...ayrıca o ayfonunu da kıracam bi gün haberin olsun...
Koca: Peki ayatım....
Sonuç: Romantizim nanay...
2- Ben: Metiiiinnn...ay hayatım ben biraz kilo mu aldım?
Metin: ..........
Ben: Sana soruyorum kocam, bi cevap versene...
Metin: Ama hayatım bu sorunun doğru bir cevabı yok ki?
Ben: Nasıl yaneeee?
Metin: Evet almışsın karıcım deseeeem...demesem daha iyi...yok almamışsın karıcım desem bu sefer de kör müsün sen diye başlayacaksın...en iyisi ben sen her zaman güzelsin karıcımla yırtsam bu işten?
Ben: Sana soranda kabahat zaten...
Metin: ......
3- Televizyonda acıklı bir film seyredilmektedir. Kadın ölüyor, kocası yıllar sonra tekrar aşkı buluyor filan....Ay zaten içim şişmiş...
Ben: Metiinn.. fırrk....ben ölsem sen tekrar evlenir misin? fıırkkk
Metin: Hayatım niye ölüyorsun şimdi?
Ben: Konuyu çarpıtma, cevap ver...ölsem tekrar evlenir misin?
Metin: Olur mu hiç öyle şey ayatım? Yapar mıyım? Merak etme, senden sonra tekrar evlenmem ben..
Ben: ( Olanca romantizmimle) Ayyy...canım aşkımmm benim....evlenmezsin demek....
Metin: Tabii evlenmem hayatım, ikinciye evlenir miyim hiç? Bana birincisi yetti..ikinciyi kaldıramam sanırım...
Ben: Allah seni.......
Sonuç: Ölmüyorum ulan, kazık çakacam...Seni de rahat bırakmayacammmmm......
4- Saat gecenin 11'i...Çocuklar uyumuş, koca kişisi sızmak üzere ben olmuşum zangoç...Hamileliliklerimde hiç aşermemiştim, hem de hiç...ama nedense şimdilerde bir aşermedir gidiyor. Biz buna aşerme demeyelim de boşan da semerini ye sendromu diyelim isterseniz.
-- Metinnnn..
--Hımmmm
--Ay Metiinn, canım midye dolma çekti
-- Gidip alayım hayatım
--Ay yok şimdi, akşam akşam..çıkma otur
--Peki
--Metiinn...acaba çiğ köfte mi alsak?
-- Gidip alayım hayatım
-- Ay yok çıkma şimdi, boşver
--Peki
--Metiiiinn
-- Neeeee?
-- Canım zararlı birşeyler yemek istiyooo..Dondurma mı alsan?
--Gidip alayım hayatım, açık biryer bulursam alırım..
-- Ay yok , boşver, çıkma şimdi...
--Gülçin istediğin neyse söyle alayım geleyim
-- Yok boşver, uyurum geçer...
Yani biraz daha uzatsam zıkkımın kökünü ye lafını işitebilirdim...eh bu da " ve kavga böyle başladı" konulu bir yazıya malzeme olabilirdi...Sabırlı adam benim kocam maşallah...emsalsiz yani....
Neyse, ben aslında başka bir yazı yazacaktım...Gene kaçtı ayarım...Ne yazacağımı da unuttum. Ben en iyisi öpeyim sizi, gideyim. Bugün okul-aile birliği toplantısı var yine...Gidip biraz da oradakilere sarayım...
Ama gelin görün ki bünyem müsait değil...Hem harika bir anne değilim, elinden her iş gelen becerikli bir kadın da değilim, hem o kadar ciddi de olamıyorum.
Yani bakmayın ben aslında çok ciddiyimdir, hele beni bir tedarikçi toplantısında görün...Ben bu kadar ciddi bir kendimi tanırım bir de Margaret Thatcher'ı...Ama onun dışında gayet rahat olabilen ve de bundan keyif alan birisiyim...Hele bir de iki kadeh alkolü çekmişsem bünyeye değmeyin keyfime...Bu şizofrenik durum başta beni sonra da kocamı yoruyor tabii ama yapçek bi şii yok...Malzeme bu....
Kocam demişken...garibim, vallahi cennetlik adam benim kocam...Cehennem azabını şu fani hayatında tattığı için ben eminim kuradan cenneti çekeceğine....Tövbe estağfurullah, çarpılıcam şurada...
Neyse, adamcağız hem alemin gavuruyla bütün gün uğraşıyor hem eve gelip beni çekiyor. Muhabbete bakar mısınız:
1- Yemekler yenmiş, çocuklar uyumuş, ben TV karşısında bezme pozisyonumu almışım, Metin elinde kuburlara düşesice I-phone'u ile oynamaktadır.
Bir kaç güzel söz duyabilmek, azıcık romantik olabilmek arzusuyla kocaya sırnaşma moduna geçen ben bombaları yağdırırken sevgili kocamın verdiği cevaplar patlayasıca I phone'undan gözünü ayırmadan verilmektedir, a-ha bunun da altını çiziyorum....
Ben: Uyyyy...canım kocam benim, seni çok seviyorum
Kocacım: hımm..ben de seni hayatım...
Ben: Nedeyynnn? ( nasıl cilveliyim anlatamam)
Metin: Nassı yaa? karıcım manyak mısın? 10 yıldır evliyiz, nedeni mi kalmış?
Ben: Aaaa..hadi ama....neden seviyosun beni, sööle karıcıına bakiimm...
Kocacım: Eeeeöööööö...çok güzelsin ayatım
Ben: Neeeaaaa?? Çok mu güzelim? sen şimdi bunun için mi seviyorsun beni? Allah seni kahretmesin..çok güzelmişim....10 yıldır evliyiz ve sen beni bunun için mi seviyorsun?
Koca: Aklıma o geldi karıcım, peki tamam tamam...güzel değilsin o yüzden seviyorum desem??
Ben: NEEAAA? Sen kurban ol benim güzelliğime...36 yaşında 2 çocuk annesi olup da hala 38 beden giyen kaç kadın var heeaa? güzel değil mişim..anti romantik adam...
Koca: ......????
Ben: otur düşün, yarın akşam yine soracam...doğru düzgün bir yanıt ver...ayrıca o ayfonunu da kıracam bi gün haberin olsun...
Koca: Peki ayatım....
Sonuç: Romantizim nanay...
2- Ben: Metiiiinnn...ay hayatım ben biraz kilo mu aldım?
Metin: ..........
Ben: Sana soruyorum kocam, bi cevap versene...
Metin: Ama hayatım bu sorunun doğru bir cevabı yok ki?
Ben: Nasıl yaneeee?
Metin: Evet almışsın karıcım deseeeem...demesem daha iyi...yok almamışsın karıcım desem bu sefer de kör müsün sen diye başlayacaksın...en iyisi ben sen her zaman güzelsin karıcımla yırtsam bu işten?
Ben: Sana soranda kabahat zaten...
Metin: ......
3- Televizyonda acıklı bir film seyredilmektedir. Kadın ölüyor, kocası yıllar sonra tekrar aşkı buluyor filan....Ay zaten içim şişmiş...
Ben: Metiinn.. fırrk....ben ölsem sen tekrar evlenir misin? fıırkkk
Metin: Hayatım niye ölüyorsun şimdi?
Ben: Konuyu çarpıtma, cevap ver...ölsem tekrar evlenir misin?
Metin: Olur mu hiç öyle şey ayatım? Yapar mıyım? Merak etme, senden sonra tekrar evlenmem ben..
Ben: ( Olanca romantizmimle) Ayyy...canım aşkımmm benim....evlenmezsin demek....
Metin: Tabii evlenmem hayatım, ikinciye evlenir miyim hiç? Bana birincisi yetti..ikinciyi kaldıramam sanırım...
Ben: Allah seni.......
Sonuç: Ölmüyorum ulan, kazık çakacam...Seni de rahat bırakmayacammmmm......
4- Saat gecenin 11'i...Çocuklar uyumuş, koca kişisi sızmak üzere ben olmuşum zangoç...Hamileliliklerimde hiç aşermemiştim, hem de hiç...ama nedense şimdilerde bir aşermedir gidiyor. Biz buna aşerme demeyelim de boşan da semerini ye sendromu diyelim isterseniz.
-- Metinnnn..
--Hımmmm
--Ay Metiinn, canım midye dolma çekti
-- Gidip alayım hayatım
--Ay yok şimdi, akşam akşam..çıkma otur
--Peki
--Metiinn...acaba çiğ köfte mi alsak?
-- Gidip alayım hayatım
-- Ay yok çıkma şimdi, boşver
--Peki
--Metiiiinn
-- Neeeee?
-- Canım zararlı birşeyler yemek istiyooo..Dondurma mı alsan?
--Gidip alayım hayatım, açık biryer bulursam alırım..
-- Ay yok , boşver, çıkma şimdi...
--Gülçin istediğin neyse söyle alayım geleyim
-- Yok boşver, uyurum geçer...
Yani biraz daha uzatsam zıkkımın kökünü ye lafını işitebilirdim...eh bu da " ve kavga böyle başladı" konulu bir yazıya malzeme olabilirdi...Sabırlı adam benim kocam maşallah...emsalsiz yani....
Neyse, ben aslında başka bir yazı yazacaktım...Gene kaçtı ayarım...Ne yazacağımı da unuttum. Ben en iyisi öpeyim sizi, gideyim. Bugün okul-aile birliği toplantısı var yine...Gidip biraz da oradakilere sarayım...
Anne üstü az ciddiyet...
Geçen akşam Yiğit'i uyutuyorum. Tam uykuya dalmadan önce bana döndü ve dedi ki: Sen çok komik bir annesin...İpek de bana arada sırada " sen çok eğlencelisin anne" demeye başladı...
Benim gibi yarı deli, kızdı mı sesi yükselen, ağzından en çok HÖEYYTT gibi güzel Türkçe'mizde yer almayan anlamsız sesler dökülen, çocukları saçmaladı mı anında gözleri şaşı olan ve saçmalamaya beraber devam edebilen bir anneye söylenebilecek en muhteşem sözdür bu...
Ben bu " çocuklarınıza karşı sabırlı olun, stresinizi onlara yansıtmayın, anlayışlı olun, onlar çocuk" filan gibi pedagojik yaklaşımlara karşı biraz alerjik yapıdayım. Niye kardeşim, onlar bizim hayatımızda yer almıyorlar mı? Biz depresyonun dibine vurmuşken çocuklarımızı izole bir ortamda, sanal bir mutlulukta mı yetiştirmeliyiz? Tamam, ölçüyü kaçırmayalım, çocukları da salak etmenin alemi yok şimdi... ama ben ilişkilerde içtenlikten yanayım. Samimiyeti seviyorum ama insana özgü duygularımızı yaşamak için çocukların ortada olmadığı zamanları kollamaya da karşıyım.
Kızgınsam kızgınım, üzülmüşsem üzülmüşümdür kardeşim...Çocuk bu hayatta kızgınlığı da bilmeli, onunla başa çıkmayı da öğrenmeli..Mutluluğu da bilmeli, onunla sapıtmadan nasıl yaşanacağı da bilmeli...Ayrıca herkesin arada sırada saçmalama özgürlüğü olduğunu da bilmeleri lazım. Ki ben bu özgürlüğümü son zamanlarda sıklıkla kullanmaya başladım.
Ama bir de neşeliysem...İşte o zaman gerçekten eğlenceli bir anne oluyorum. Dikkat ediyorum yaşadığımız sitede başka hiçbir anne okul dönüşü çocuklarıyla eve kadar yarış yapmıyor. Burada kimsenin çocuğu sokakta annesine " sona kalan çürük yumurtaaa" diye bağırmıyor. Arabada giderken bağıra çağıra bet sesiyle şarkı söyleyen anneye eşlik eden çocuklar da görmüyorum. Benim gördüğüm herkeste bir ciddiyet bir ciddiyet... Abi n'oluyoruz yaaa? Hiç mi ayarınız kaçmaz sizin? Benim çok kaçar...Aklıma bin türlü şey bir anda üşüşür, eskiden bir filtreleme sistemim vardı, her aklıma geleni söylemezdim, şimdi ne olduysa bana, bir salaklık hali geldi üstüme...Herkes de bundan nasibini alıyor maalesef. En çok da kocam...Her nasıl yapıyorsa fabrika ayarlarını korumayı başarıyor. Ya da Sitoş'un dediği gibi evdeki deliyi idare edecek bir veli lazım geldiğinden olacak idare ediyor beni...
Misal: Dün eşim mail atmış daha doğrusu şirket içi yazışmayı forward etmiş. 9 Aralık'ta şirketin yılsonu yemeği varmış, aralarına yeni katılan Carlos da gelecekmiş, ne diyormuşum, gidebilirmiymişiz....
Cevabımı aynen kopyalıyorum:
Carlos kim ki? çocukları da alabiliyor muyuz? şimdi kilo vermem ve de elbise almam lazım, siyah elbisemi daha önce seninkilerin yemeğinde giymiştim...9 Aralık hangi gün? bu klavyenin "ı" harfi basmyor. akşama köfte var yemekte...yani kısacası gidelim ayatım....
Şimdi ne yapsın bu adam?
Neyse, akşamüstü çocukları okuldan alacağım, bugün biraz dans edelim, ben dans ederken onlar çok eğleniyor, sanırım ortada 1.73 boyunda nevrotik bir tavuk olması onların hoşuna gidiyor. Benim de....
Benim gibi yarı deli, kızdı mı sesi yükselen, ağzından en çok HÖEYYTT gibi güzel Türkçe'mizde yer almayan anlamsız sesler dökülen, çocukları saçmaladı mı anında gözleri şaşı olan ve saçmalamaya beraber devam edebilen bir anneye söylenebilecek en muhteşem sözdür bu...
Ben bu " çocuklarınıza karşı sabırlı olun, stresinizi onlara yansıtmayın, anlayışlı olun, onlar çocuk" filan gibi pedagojik yaklaşımlara karşı biraz alerjik yapıdayım. Niye kardeşim, onlar bizim hayatımızda yer almıyorlar mı? Biz depresyonun dibine vurmuşken çocuklarımızı izole bir ortamda, sanal bir mutlulukta mı yetiştirmeliyiz? Tamam, ölçüyü kaçırmayalım, çocukları da salak etmenin alemi yok şimdi... ama ben ilişkilerde içtenlikten yanayım. Samimiyeti seviyorum ama insana özgü duygularımızı yaşamak için çocukların ortada olmadığı zamanları kollamaya da karşıyım.
Kızgınsam kızgınım, üzülmüşsem üzülmüşümdür kardeşim...Çocuk bu hayatta kızgınlığı da bilmeli, onunla başa çıkmayı da öğrenmeli..Mutluluğu da bilmeli, onunla sapıtmadan nasıl yaşanacağı da bilmeli...Ayrıca herkesin arada sırada saçmalama özgürlüğü olduğunu da bilmeleri lazım. Ki ben bu özgürlüğümü son zamanlarda sıklıkla kullanmaya başladım.
Ama bir de neşeliysem...İşte o zaman gerçekten eğlenceli bir anne oluyorum. Dikkat ediyorum yaşadığımız sitede başka hiçbir anne okul dönüşü çocuklarıyla eve kadar yarış yapmıyor. Burada kimsenin çocuğu sokakta annesine " sona kalan çürük yumurtaaa" diye bağırmıyor. Arabada giderken bağıra çağıra bet sesiyle şarkı söyleyen anneye eşlik eden çocuklar da görmüyorum. Benim gördüğüm herkeste bir ciddiyet bir ciddiyet... Abi n'oluyoruz yaaa? Hiç mi ayarınız kaçmaz sizin? Benim çok kaçar...Aklıma bin türlü şey bir anda üşüşür, eskiden bir filtreleme sistemim vardı, her aklıma geleni söylemezdim, şimdi ne olduysa bana, bir salaklık hali geldi üstüme...Herkes de bundan nasibini alıyor maalesef. En çok da kocam...Her nasıl yapıyorsa fabrika ayarlarını korumayı başarıyor. Ya da Sitoş'un dediği gibi evdeki deliyi idare edecek bir veli lazım geldiğinden olacak idare ediyor beni...
Misal: Dün eşim mail atmış daha doğrusu şirket içi yazışmayı forward etmiş. 9 Aralık'ta şirketin yılsonu yemeği varmış, aralarına yeni katılan Carlos da gelecekmiş, ne diyormuşum, gidebilirmiymişiz....
Cevabımı aynen kopyalıyorum:
Carlos kim ki? çocukları da alabiliyor muyuz? şimdi kilo vermem ve de elbise almam lazım, siyah elbisemi daha önce seninkilerin yemeğinde giymiştim...9 Aralık hangi gün? bu klavyenin "ı" harfi basmyor. akşama köfte var yemekte...yani kısacası gidelim ayatım....
Şimdi ne yapsın bu adam?
Neyse, akşamüstü çocukları okuldan alacağım, bugün biraz dans edelim, ben dans ederken onlar çok eğleniyor, sanırım ortada 1.73 boyunda nevrotik bir tavuk olması onların hoşuna gidiyor. Benim de....
Açıklıyorum
Evet dostlarım, açıklıyorum.
Bugün oğlumun veli toplantısı var diye işe arabayla gittim ki işten erken çıkıp okula gidebileyim.
Saat 3'te çıktım işten, otobanda gidiyorum. Bir anda arabadan garip sesler gelmeye başladı. A-ha dedim yine lastik patladı...daha önce 3 kere patlattım da...
Dörtleri yaktım, emniyet şeridine çektim, indim aşağıya...
İyi haber: Lastik patlamamış
Kötü haber: Arabanın sağ ön tarafının alt plastik aksamı olduğu gibi aşağıya inmiş..
Ne halt etsem diye düşünürken bir yandan da plastik aksamı oraya buraya sıkıştırmaya çalışıyorum. Baktım, oldu gibi bindim arabaya. Bir kaç metre ya gittim ya gitmedim durum daha da vahim bir hal aldı. Yine indim arabadan...Ne göreyim? Aksam aşağıya inmekle kalmamış, tekerleğin altına girmek üzere...Tekerlek altına bir alırsa arabanın altını komple otobanda bırakacağım.
Birşeyler yapmak lazım...
Neyse ki ben MacGyver'a aşık olarak yetişmiş bir 80 kuşağı çocuğuyum. Derhal arabada kesici bir alet aradım. Yere sürten kısmı keseceğim. Gelin görün ki torpidolar son derece masum ve gereksiz ıvır zıvırla dolu.
Bu sefer ilkyardım çantasına el attım. Belki makas filan vardır diye...Yokmuş ama fener varmış...
Ne halt ederim diye düşünürken aklıma geldi. 2 sene önce fabrikada yaptığımız yılbaşı çekilişinde bir arkadaşım bana minik bir manikür seti almıştı. 2 yıldır anlamsız bir şekilde çantamda gezdiriyorum. Hemen onu çıkardım, içindeki minik tırnak makasını aldım.
Ve evet, minik manikür makasıyla arabamın altından sarkıp hayatımı riske atan plastik aksamı kestim.
Eminim onu bana hediye eden arkadaşım bu amaçla kullanabileceğimi düşünmemiştir.
Bundan sonraki hedefim bindiğim uçak bir dağın başında düşerse, manikür setindeki cımbızla geyik avlayıp törpüyle ateş yakarak hayatta kalmak....
Bugün oğlumun veli toplantısı var diye işe arabayla gittim ki işten erken çıkıp okula gidebileyim.
Saat 3'te çıktım işten, otobanda gidiyorum. Bir anda arabadan garip sesler gelmeye başladı. A-ha dedim yine lastik patladı...daha önce 3 kere patlattım da...
Dörtleri yaktım, emniyet şeridine çektim, indim aşağıya...
İyi haber: Lastik patlamamış
Kötü haber: Arabanın sağ ön tarafının alt plastik aksamı olduğu gibi aşağıya inmiş..
Ne halt etsem diye düşünürken bir yandan da plastik aksamı oraya buraya sıkıştırmaya çalışıyorum. Baktım, oldu gibi bindim arabaya. Bir kaç metre ya gittim ya gitmedim durum daha da vahim bir hal aldı. Yine indim arabadan...Ne göreyim? Aksam aşağıya inmekle kalmamış, tekerleğin altına girmek üzere...Tekerlek altına bir alırsa arabanın altını komple otobanda bırakacağım.
Birşeyler yapmak lazım...
Neyse ki ben MacGyver'a aşık olarak yetişmiş bir 80 kuşağı çocuğuyum. Derhal arabada kesici bir alet aradım. Yere sürten kısmı keseceğim. Gelin görün ki torpidolar son derece masum ve gereksiz ıvır zıvırla dolu.
Bu sefer ilkyardım çantasına el attım. Belki makas filan vardır diye...Yokmuş ama fener varmış...
Ne halt ederim diye düşünürken aklıma geldi. 2 sene önce fabrikada yaptığımız yılbaşı çekilişinde bir arkadaşım bana minik bir manikür seti almıştı. 2 yıldır anlamsız bir şekilde çantamda gezdiriyorum. Hemen onu çıkardım, içindeki minik tırnak makasını aldım.
Ve evet, minik manikür makasıyla arabamın altından sarkıp hayatımı riske atan plastik aksamı kestim.
Eminim onu bana hediye eden arkadaşım bu amaçla kullanabileceğimi düşünmemiştir.
Bundan sonraki hedefim bindiğim uçak bir dağın başında düşerse, manikür setindeki cımbızla geyik avlayıp törpüyle ateş yakarak hayatta kalmak....
MacGyver Neşeli Ben...
Şimdi....On puanlık uzmanlık sorusunu soruyorum:
Bir tırnak makası ile ne yapılır?
a) Tırnak kesilir
b) Elbisenin kenarından sarkan iplik parçası kesilir
c) Dikiş sökülür
d) 130 km hızla otobanda giderken bir anda arabanın altından düşen plastik aksam kesilir
e) Sabun paketinin ambalajı kesilir
f) "Ben bu arabayı sana verdiğimde sağlamdı, hihohahaha" diyen espri yeteneği gelişmiş kocanın uykusunda saçları kırpılır
Evet?? Cevaplar lütfen?
3 Günün Özeti
Geri döndüüümmm…
Evet dostlar yine döndüm kürkçü dükkanına…Nereden başlayayım:
Anneler Günü: Çok güzeldi. O gün kızımın okulunda okuma bayramı gösterisi vardı. Sahneye çıktılar. İlk önce koro…Ben gözlerimi İpek'imden alamadım tabii ama bütün koro çok iyiydi…Bayıldım..Ama bu arada sürekli Yiğit ile kamera ve fotoğraf makinası mücadelesi vermek zorunda kaldım. Tutturdu illa ki ben çekeceğim diye..E verdik çekti ama yetmedi haydutyusa…
Bu sefer babasının büyük Canon makinasını istedi…E onu da verdik, yeter ki kessin sesini de tiyatro gösterisinde karınca rolünde olan kızımızı seyredelim…Ama o da yetmedi, sadece o çekecekmiş…Bu sefer Metin ile baba oğul bozuştular…Ben ortada…Neyse sağ salim gösteri bitti, kameralar kaydedildi, fotoğraflar çekildi…
Bu sefer babasının büyük Canon makinasını istedi…E onu da verdik, yeter ki kessin sesini de tiyatro gösterisinde karınca rolünde olan kızımızı seyredelim…Ama o da yetmedi, sadece o çekecekmiş…Bu sefer Metin ile baba oğul bozuştular…Ben ortada…Neyse sağ salim gösteri bitti, kameralar kaydedildi, fotoğraflar çekildi…
Çocuklarım bana harika resimler yapmışlar, eve gelince de orgda bana şarkılar çaldılar…Yani canlarım, benim için çok güzel bir anneler günüydü. Taa ki kızım gece ateşleninceye kadar…
Ama biz antremanlıydık, oğlan da hasta olduğu için ilacımız belliydi. Verdik geçti çok şükür...
Pazartesi: Sabah 5:30'da kalkıp çocuklarıma kahvaltı için pancake pişirdim. Sonradan öğrendim ki yememişler. Ama ben özenle pişirdim bozulup çöpe atılan pancakeleri..Ve sonra Berlin'e uçmak için havaalanına gittim. Eşim o gün çocukları okula göndermemiş, ortalık hastalık dolu zaten, bizimkiler de biraz kırıklık hissedince 1 gün evde kalsınlar demiş ve çok da iyi yapmış. Ben tabii Berlin'den 2 saatte bir evi arayıp durum raporu aldım. Neyse ki ciddi bir şey değildi çok şükür. Zaten ne zaman arasam ya oyun oynuyorlardı ya da televizyon seyrediyorlardı. Olan benim telefon faturasına oldu tabii…
Berlin feci sıcaktı. Biz İstanbul'da donarken Berlin Temmuz ayındaki Antalya sıcağını yaşıyordu…Buna herkes çok şaşırmıştı çünkü hiç normal değil. İnsanlar ne giyeceklerini şaşırmışlardı, ben dahil….Ama Berlin benim gezdiğim en yeşil memleket kardeşim…Bu kadar mı ağaçlık, bu kadar mı sulak olur bir memleket? Her taraf yemyeşil, bir sürü göl var, dereler mavi mavi akıyor, kanallara ağaçların yeşili vuruyor…Nefis yani…Çok kıskandım..
Sonraki 2 gün: Sıcaktan yanarak 2 gün boyunca o toplantı senin bu toplantı benim masa masa gezdik…Bir nevi konsomasyon yani :-))
İçim bayıldı, ruhum karardı ama yapacak bir şey yok. Kafam o kadar şişti ki Berlin'i gezemedim bile…Biraz alışveriş yapıp kendimi İstanbul uçağına dar attım…
Kötü Karışım: Gelelim kötü karışıma:
Dostlarım! eğer:
3 günlük bir yolculuğa çıkmışsanız
Dönüş zamanınız kesin olarak belliyse
Hali hazırda depresyonun dibine vurmuşsanız
Kendiniz dahil herşeye ve herkese sinir olma eğilimindeyseniz
Alayım başımı dağlara vurayım kendimi diye dolanıyorsanız
Ulan ben bu dünyaya niye gelmiştim sorgulamalarındaysanız
Sakın
Sakın
Sakın
Paulo Coelho'nun Elif kitabının üzerine
Ye Dua Et Sev filmini seyretmeyin
Yoksa kendinizi dünyanın ucubik köşesine giderken bulmanız çok zor olmaz. Yolculukta kitabı okudum bitirdim ve akşam otelde bu filmi seyrettim…Ruhsal durumum iyice karıştı, ben beni iki yandan çekiştirir hale geldim.
Çok şükür kendime gelebildim. Zor oldu ama..Bir ara elim telefona gitti. İstedim ki " Metin, kocacığım, işinden hemen istifa et, çocukları da al, ilk uçağa atla, seninle Kuala Lumpur'da buluşalım, artık burada yaşayalım, sıkılırsak da Yeni Zelanda'ya geçeriz..." diyeyim..
İşin kötü tarafı Metin zaten küçük bir uyaran bekliyor. Yapar mı yapar yani….
Neyse, evime döndüğüm gün bu sefer Metin uçtu Almanya'ya…Şimdi orada…İnşallah o biraz gezme fırsatı bulabilir…
Bu postu daha fazla uzatmayayım…Daha Alman modası, Ye Dua Et Sev ve de Elif hakkında yazacağım…Her biri ayrı bir post olacak...
Sevgilerimle
Uyduruk Ozan...
Çocuklar anne bekler
Bilmezler anaları kafayı yer
Şişti mi içi "odanıza" der
Sonra kendi kendini gerer
Bi koşu gidip onları öper
Çocuklar pek bi sevinip güler
Ama şaşırırlar bu işe
Bilseler anaları yürüyen meşe
Çekesi var kafayı şişe şişe
Bilir, gene de yaramaz bir işe
Koca kişisi sabır taşı
İster, otursun denize karşı
Kaç olursa olsun yaşı
Başkasına oynamaz gözü kaşı
Gülçin olmuş uyduruk ozan
Çıkmayacak mı bu oyunu bozan
Olamadı bi kadın, gezip tozan
Oldu bi anne, anca yazan
Kafayı Yiyen Ben.....
Ben bir küçük cezveyim
Köşe bucak gezmeyim
Bazen zihnimin ucunda
Bazen dünyanın bucağında
Gelemezsem sizin köye
Kimse bana küsmeye
Parçalayamayacağım edebiyat
Çevrem doluyken zerzevat
Şöyle dalsam onlara bir güzel
Basıp gitmeden az evvel
Hep çalışmak şart mıdır?
Gelse artık şu Hızır
Ay ben çok sıkıldım
Deliriyorum adım adım….
Göbek Bağı Kopar Yürek Bağı Kopmaz...
Şimdi arkadaşlar bu göbek bağı hadisesi önemli…
Ben çocukken annem derdi ki " sen Ege Üniversite'sinde doğdun, göbek bağını da deden hastanenin çatısına attı…Sen ileride büyük okullar oku diye"
Ben de inanmıştım üniversiteler okuyup büyük adam( pardon kadın) olacağıma…Taaa ki…
Muhlis Beyğ...
Sevgili arkadaşlar, yurttaşlar, Romalılar!!!!…
Tavsiyelerinizi ve de tehditlerinizi ( :-)) dikkate alıyorum ve kafamdaki 3 ak teli kafaya takmıyorum amma velakin saçlarımı ağarttığım 35 yıl sebebiyle bende zaman zaman nostaljik flashback sendromu görülüyor.
Aramızdaki pek çok annenin Muhlis Bey'i hatırlamaya yaşı yetmez, o yüzden o tazecikler şimdi çıkıp da " Aaaa…kim bu? Hiç bilmiyorum, ben gözümü açtığımda Tarkan sahnedeydi, başbakan Tansu Çiller'di" filan deyip de beni iyice depreştirmesinler lütfen…Vallahi küserim :-)
Aşağıda Muhlis Bey'den bir alıntı mevcuttur…Ben kesinlikle çocukların muhteşem varlıklar olduğunu düşünüyorum ve aldığım her nefeste Allah'a yavrularımı bana bağışlaması için dua ediyorum. Ama Muhlis Bey ve Yavlum Mithat da kesinlikle bir fenomendi yaw….
Öptüm sizi...
** ** **
Çocukları seviniz,okşayınız.
Onlar birer kuzudurlar.Anamlar benim. Yalancılıktan, riyakarlıktan habelsızdirler.
Kötülük nedil? Niyçin yapılar bilmezler. Hiçbi moktan habelleri yoktul.
Kısacısı som derece cağhil cühela ve yontulmamış şahıslaldır.
Elinizi velseniz kolunuzu alamazsınız.
İnsandan taha minyatür ölçülere sahip olan bu mahluklar şekerle beslenirler.
Acayip çırtlak ve yüksek frekanslı sesleri vardıl.
Burunları dağima akar.
Hele bayramlarda insanın eline sülük kibi yapıştılar mı hayatta çıkaramassınız.
İlkokul adı verilen geniş binalarda sürüler hağlinde yaşarlar ve binaların çevresinde bulunan simit,helva,turşu ve macun kibi bir takım matteleri yok edeller.
Belli saatlerde büyük bir gürültüyle dışarı uğrayan bu yaratıklar şehrin her yanına süratle yayılarak bütüm evlere nüfuz ederler ve oroda yaşayan insamlara tağrifi kabil olmayan azaplar yaşatıllal.
Hayret...Vicdan Azabı Çekmiyorum...
Hastalıktan ölmüyorsam veya çok daha önemli başka bir işim yoksa işi kırmam. Çok isterim ama yapmam. Tam bir profesyonelimdir bu konuda.
Eskaza hastaysam, kafamı kaldıramayacak durumdaysam o zaman mecburen işe gidemem ki genelde böyle durumlarda geceyi hastanede geçirmişliklerim olur. Ama yine de o halde bile işe gidemediğim için kendi kendimi yerim. Elemanlarıma karşı, müdürüme karşı nedense bir eziklik hissederim. " Çok afedersiniz, geberiyordum neredeyse ama olsun, işe gelemediğim için çok pardon" havaları yerleşir bana...Salak mıyım neyim?
Şimdi de hastayım. Ama ölmüyorum, aslına bakarsanız gözüm mözüm açık. Ama sabah bir türlü kemiklerimi toparlayıp aklımı başıma devşirip de kalkıp servisi yakalayamadım. Ve sonra farkettim, ya ben aslında bugün evde dinlensem ne güzel olur dedim...Kalkmadım.
Eskaza hastaysam, kafamı kaldıramayacak durumdaysam o zaman mecburen işe gidemem ki genelde böyle durumlarda geceyi hastanede geçirmişliklerim olur. Ama yine de o halde bile işe gidemediğim için kendi kendimi yerim. Elemanlarıma karşı, müdürüme karşı nedense bir eziklik hissederim. " Çok afedersiniz, geberiyordum neredeyse ama olsun, işe gelemediğim için çok pardon" havaları yerleşir bana...Salak mıyım neyim?
Şimdi de hastayım. Ama ölmüyorum, aslına bakarsanız gözüm mözüm açık. Ama sabah bir türlü kemiklerimi toparlayıp aklımı başıma devşirip de kalkıp servisi yakalayamadım. Ve sonra farkettim, ya ben aslında bugün evde dinlensem ne güzel olur dedim...Kalkmadım.
Elimden Şekerim Alındı !!!
Sevgili arkadaşlarım...
2 gündür uğraşıyorum ama olmuyor. Evimizdeki 2 bilgisayar bir anda huy değiştirdi ve ben çaresiz kaldım. Yardım isteyip duruyorum Blogger destek servisinden ama onlar da sağır olmuşlar sanırım...
Durup dururken ne kendi bloğuma ne de sizlerin bloglarıma erişememeye başladım. Kendi kumanda panelime erişebiliyorum. Yorumlarınızı görüp yayınlayabiliyorum, post yazabiliyorum, ayar değişikliği filan yapabiliyorum ama bloğumu görüntüleyemiyorum. O yüzden de sizlerin güzel ve içimi ısıtan yorumlarınıza cevap yazamıyorum. Ve hatta sizlerin bloglarınıza da erişemiyorum. Ne haldesiniz, iyi misiniz hoş musunuz bilemiyorum.
Derdime çaresi olan varsa müteşekkir kalırım. Çok bunaldım. Meğer ben ne kadar bağlanmışım yazmaya, sizlere gezmeye gelmeye...Şmdi elinden şekeri alınmış çaresiz çocuklara döndüm. Ancak kendi kendime ağlayabiliyorum o kadar....
Sevgilerimle
2 gündür uğraşıyorum ama olmuyor. Evimizdeki 2 bilgisayar bir anda huy değiştirdi ve ben çaresiz kaldım. Yardım isteyip duruyorum Blogger destek servisinden ama onlar da sağır olmuşlar sanırım...
Durup dururken ne kendi bloğuma ne de sizlerin bloglarıma erişememeye başladım. Kendi kumanda panelime erişebiliyorum. Yorumlarınızı görüp yayınlayabiliyorum, post yazabiliyorum, ayar değişikliği filan yapabiliyorum ama bloğumu görüntüleyemiyorum. O yüzden de sizlerin güzel ve içimi ısıtan yorumlarınıza cevap yazamıyorum. Ve hatta sizlerin bloglarınıza da erişemiyorum. Ne haldesiniz, iyi misiniz hoş musunuz bilemiyorum.
Derdime çaresi olan varsa müteşekkir kalırım. Çok bunaldım. Meğer ben ne kadar bağlanmışım yazmaya, sizlere gezmeye gelmeye...Şmdi elinden şekeri alınmış çaresiz çocuklara döndüm. Ancak kendi kendime ağlayabiliyorum o kadar....
Sevgilerimle
Bir Ben Vardı Benden İçeri, O da Kaçtı Dışarı
Sevgili arkadaşlarım,
Ben gene bu kopuş hadisesini fazla uzattım değil mi? Sevgi'li Sitoş'um, Deli Anne'm ve de İda'nın sevgili annesi Ebru soruyorlar, iyi miyim diye? Sağolsunlar, aranmak ne kadar güzel birşeymiş...
İyi miyim? Ayyyy..Ne bileyim, bunu bile düşünecek kadar vakit bulamıyorum son zamanlarda...Fabrikada işler iyice çığrından çıktı...sabah 8 akşam 18 toplantı toplantı koşturuyorum. Kulakları çınlasın eski ev arkadaşım bu duruma masa masa konsomasyon derdi...O durum yani....Haftaya yine seyahatteyim, şimdiden haber vereyim kızlar, beni merak etmeyin :-)
Ben gene bu kopuş hadisesini fazla uzattım değil mi? Sevgi'li Sitoş'um, Deli Anne'm ve de İda'nın sevgili annesi Ebru soruyorlar, iyi miyim diye? Sağolsunlar, aranmak ne kadar güzel birşeymiş...
İyi miyim? Ayyyy..Ne bileyim, bunu bile düşünecek kadar vakit bulamıyorum son zamanlarda...Fabrikada işler iyice çığrından çıktı...sabah 8 akşam 18 toplantı toplantı koşturuyorum. Kulakları çınlasın eski ev arkadaşım bu duruma masa masa konsomasyon derdi...O durum yani....Haftaya yine seyahatteyim, şimdiden haber vereyim kızlar, beni merak etmeyin :-)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












