Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben değil sırtım isyan etti sonunda... yıllardır kendime dert ettiğim her şey sırtımda yeni bir gerilmeye ve sonrasında kulunca dönüşüyordu. top top olan yumrular nihayet birleşip baş kaldırdılar ve eklem spazmına sebep oldular. şimdi fizik tedaviler mi istersiniz masajlar mı ilaçlar mı....çektiğim ağrı da cabası..
peki benden başka kime ne oldu? hiç...çocukların okulu değişiyormuş, öyle mi olacakmış böyle mi olacakmış..hooop bende bir yumru..benden başkasında var mı? yok..kiler niyetine kullandığımız odaya dolap lazımmış..fiyati iyi değilmiş, modeli bilmem neymiş..amaaann canım ben yaparım..al tahtaları, taşı 2 kat yukarı, uğraş yap..aferin..güzel olmuş...fatura? 2 yumru daha...o öyle demiş, bu da böyle bakmış..3 yumru da öyle...
çok afedersiniz ama benim kendi halt etmem... şimdi böyle kıvranırım ağrım var diye...üstelik yine kendi başıma...

Bugün...


35 yaşındayım…Ama öyle görünmediğimi söylerler hep…Henüz kırışıklıklarım başlamadı, hala 38 beden giyiyorum…En favori kıyafetim kot pantolon…Az makyajı seviyorum…Saclarım küt kesim...
Annemin saçları dalgalıdır…Babamın da…Kızkardeşimin saçları kendiliğinden permalı gibidir, çok kıskanırım…Koca sülalede saçları düz olan bir tek rahmetli babaannem vardı. Benim saçlarım da ona çekmiş işte…Düz, o kadar düz ki yıllar önce perma yaptırmıştım, 10-15 gün kadar dayanabildi, sonra en iyi kalite ilaç kullanılmasına rağmen aktı saçımdan…O kadar düz işte saçlarım…
Hep üzülürdüm saçlarım düz diye…Dalgalı olsun isterdim, azıcık kabarık dursun…Sonra yıllar geçince o kadar üzülmemeye başladım. Çünkü arkadaşlarım artık yavaş yavaş beyazları çıktığı için saçlarını boyamaya başlarken ben hala kendi kumral rengimle devam edebiliyordum. Hem zaten benim saçım beyazlamazdı ki…Benim saçlarım babaanneme çekmişti. Rahmetli 80 küsur yaşında vefat ettiğinde bile saçlarında yaşına göre çok az beyaz vardı.
                                                                                                            
Bu sabah itibariyle saçlarımda 3 tel beyaz bulunmaktadır dostlarım. Benim saçlarım ağarıyor ve bu konuda yapabileceğim hiç bir şey yok…Genetik olarak bu yaşta beyazlamaması gerekirdi, ve ben ak saçlı bir kadın olmak için daha çok gencim. Neden beyazlıyorlar ki? Aslında dert olmayan küçük konuları kafama taktığım için mi acaba? Eskisi kadar neşeli ve keyifli bir kadın olamadığım için mi yoksa son zamanlarda…Peki ben şimdi ne yapacağım?
Saçımı boyatmak istemiyorum çünkü ben aynaya bakmaya bile fırsat bulamayan bir kadınken yok dip boyası yok cilası yok bilmem nesi uğraşamam…Ben yılda bir kere kuaföre giderim o da düğün dernek varsa…Sevmem ben kuaförü, oturamam koltukta uzun süre…Hatta bir keresinde eli çok yavaş olan bir kuaförden sıkılıp saçımın yarısı fönlü yarısı fönsüz bir şekilde kalkıp gitmişliğim bile vardır…
Acaba aralara azıcık gölge attırsam kapatır mı ki?
Ay ben nelerden konuşuyorum böyle?  Yaşlanıyorum….Ama daha yeni gelmiştim dünyaya….

Yaşasınnnnnnn..............


Çok şükür haftasonu geldi…Dünkü yarı hastalık, yarı tembellik kaynaklı işi kırma durumu bana iyi geldi…Dün akşam yattığımda kendimi iyi hissediyordum.

Neyse, yoğun bir iş gününden sonra biraz sonra fabrikadan çıkacağım. Servisle 1,5 saat yol gittikten sonra eve ulaşacağım. Çocuklar arkadaşlarının doğumgünü partisine gidiyorlar.

Uğrayıp onları alacağım. Muhtemelen orada yedikleri pasta ve böreklerden dolayı evde yemek yemeyecekler. Hiç sinir olmayacağım çünkü bavul toplamak gibi daha önemli bir işim olacak.

Yarın sabah Ankara'ya, yeğenim Çapkın Kepçe'nin 1. yaşgünü partisine gidiyoruz. 1,5 günlük seyahat için yine bir bavul hazırlayacağım. Çocuklar ya üşürlerse, ya terlerlerse, ya üstleri kirlenirse diye gerekli gereksiz bir yığın eşya alacağım yanıma…Muhtemelen yine kendime ve Metin'e gerekli eşyaları almayı unutacağım…Ya kendime yedek kıyafet almayı unuturum ya da
Metin'e çorap…

Bu arada insan geçen zamanı ne çabuk unutuyor…Sanki benim çocuklarım direkt bu ebatlarda doğmuşlar gibi 1 yaşındaki bir bebeğin boyu posu ne kadar olur unutmuşum…Kepçe'me kıyafet bakarken zorlandım resmen…Allah'tan ense kısmında bedenler yazıyor, biraz da büyük aldım ki garanti olsun…

Ay heyecanlandım yine..Zaten ne zaman yolculuk olsa beni bir heyecan basar…Bu gitmeler beni hep tazeler…Hayırlı yolculuklar olsun….

Sevgiler

İnziva....

En son nerede kalmıştık dostlar?

Babaannemi kaybetmiştik. 2 hafta oldu. Elim odur budur gidemedi klavyeye...Arayıp soran, başlağlığı dileyen tüm dostlarıma teşekkür ediyorum. En son Sevgi'li Sitoş'um ve İçimizdeki Karnaval da sağolsunlar mail atınca "nerelerdesin?" diye anladım ki fazla uzatmışım bu inziva meselesini....

Pek internete de giremediğim için bu süre içinde sizlerin nasıl olduğunuza da bakamadım. Umarım herkes afiyettedir.

Ben neler yaptım?

Ah Bu Gitmeler Yok Mu?


Benim yine gidesim geldi dostlar…zaten bu gitmeklik hali benden hiç gitmiyor ki.
O yüzden mi acaba bir mekana bağlanamama halim? O yüzden mi ayrılırken ağladığım yerleri "memleketim" diye özleyememe hali?

Tembel ruhumun serseri tarafı hep kazandı "kalk gidelim" lerde…

"Bilmeeem..Kayboldu herhalde..."

Ben hep çocuklarımın sorumluluk sahibi olmalarıyla gurur duyarım…Dağıttıklarını toplarlar, döktüklerini temizlerler, küçülen kıyafetlerini kıyafeti olmayan çocuklara mutlulukla gönderirler filan….Hatta o yüzden okulun ilk günü öğretmeni " şimdi çocuklarınız sık sık kalemini, silgisini kaybedecek, bunlar olağan şeylerdir" diye biz taze velilere uyarıda bulunduğunda da hiç üstüme alınmadım. Benim kızım sorumluluklarını bilen, akıllı bir çocuk diye..

Yok kardeşim…benim kızım da tıpkı diğer çocuklar gibi yaşının ve çağın getirdiğini yaşayan bir çocukmuş. Da…

Annelerin Depreşmeye Hakkı Var mı?

Geçtiğimiz hafta www.annelerindunyasi.blogspot.com da annelerin depresyonu üzerine bir konu işleniyordu.
Genel olarak çevremden de aldığım izlenim annelerin, çocuklarına yaşadıkları sıkıntıları, depresyonu hissettirmemek için ciddi gayret gösterdiği şeklindedir. Bazı anneler çocukları hissetmesin diye üzüntüsünü, sıkıntısını, depresyonunu içine gömerek çocuklarına herşey harikaymış gibi davranmak zorunda hissediyorlar kendilerini.
Bazıları canları istediği halde oturup şöööyle bir kahve içememekten, bazısı rahat rahat yemek yiyememekten, bazısı çocuk etkilenecek diye eşiyle tartışamamaktan, bazısı örnek almasın diye kendi kötü yönlerini gizlemeye çalışmaktan bahsediyor. Kimisi maddi sıkıntılarını çocuklarına hissettirmemeye çalışıyor, kimisi işsiz kaldığını çocuğuna söyleyemiyor. Hepsinin amacı ortak: Çocuklarını korumak...
Ben pek öyle düşünmüyorum. Bunun üzerine kaleme aldığım ve de sitede de yayınlanan görüşlerimi, imlasını biraz daha düzelterek :-)) burada bir de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Okulu kıralım Taksim'e çıkalım

İçinizde bugün, nedense özellikle bugün, çalışma aşkıyla yanıp tutuşan var mı?


Lütfen yok deyin. Bu güzel havada fabrikaya tıkılıp çalışmak zorunda kaldığı için kendini kötü hisseden tek kişi olmak istemiyorum. O zaman duyduğum suçluluk hissi daha da ağır basacak.

Bugünlerde bir tuhaflık var bende…Salak gibi anlamsız bir heyecan var, hani her gün Cuma'ymış gibi, sanki her an yeni ve güzel bir şey karşıma çıkacakmış da o da içime doğuyormuş gibi…Bahar çarpması sanırım, geçer herhalde…Belki de aşklı meşkli kitapları okumayı bırakıp sadık yarim Ahmet Ümit'e geri dönmeliyim. Azıcık cinayet kurgusu belki beni biraz toparlar.


Aslında sorun tamamen bu güzel havalarda çalışmak istememden kaynaklanıyor. Hava tam "okulu kıralım Taksim'e çıkalım" havası. Eh kışın da o soğukta çalışmak istemiyorum. Evde sıcacık ekose battaniyemin altında elimde kahve bezmek varken o karda kışta kim 90 km yol tepip işe gidecek? Cevap veriyorum: oflaya puflaya ben…

Neden sanki ülkemizde doğru düzgün pozisyonlar için part time iş olanakları yok ki? Gidip mühendis olacağıma öğretmen veya eczacı olsaydım daha mı iyi olurdu acaba? Yoksa bende bu kafa varken öyle de böyle de şikayet edecek bir şey bulur muydum?

Sizin ruhsal durumunuz bugünlerde nasıl? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?


Gülçin - the sıkılgan-